kadın sağlığı

Lazer Epilasyon Kanser mi Yapar ?

Lazer Epilasyon ve Kanser:

Lazer Epilasyon bilindiği üzere İstenmeen tüylerin yok edilmesinde kullanılan gelişmiş bir yöntemdir. Her ne kadar bayanlar tarafından tercih ediliyor gibi gözüksede bu Lazer Epilasyon Yöntemini Kullanan Erkeklerde mevcuttur artık bu istenmeyen tüyler bayanların değil erkeklerinde problemi haline gelmiştir. Erkeklerde Omuz ve Sırt bölgelerine uygulanan Lazar Epilasyon Yöntemleri erkeklerde En çok uygulanan bölgelerdir.

Lazer Epilasyon yönteminde Lazer tüm deri altına ulaşmamaktadır sadece kıl köklerine kadar ilerlemektedir.

Akıllara ilk gelen sorulardan biri ise Lazer Epilasyonun Kansere yol açip açmayacagıdır. Lazer Epilasyon Yaptırmadan önce mutlaka uzman bir dermatolog a görünmenizi tavsiye ediyoruz. Gerekli tahliller yapılıktan sonra dermatolog uzmanı lazer epilasyon yaptırmanızda bir sakınca olup olmayacagını size söyleyecektir.Lazer Epilasyon Yaptırırken yine uzman dermatologları seçmeyi unutmayınız

Archived under cilt hastalıkları, kadın sağlığı Yorumlar

Adet kanaması sorunları ve düzensiz kanamalar, düzensiz kanama nedir

ADET KANAMASI SORUNLARI ve DÜZENSİZ KANAMALAR

Düzensiz Kanama Nedir?

Normal bir adet kanaması düzeni olan bir kadın ortalama 28 günde bir (bu süre bir adet kanamasının başladığı ilk günden, diğer adet kanamasının başladığı ilk güne kadar geçen süredir) kanama görür ve bu kanama 3-7 gün arasında devam eder. İlk günlerde nispeten daha fazla olan kanama yavaş yavaş azalarak en geç 7 günde tamamen biter. Tüm bu adet dönemi boyunca kadın ortalama olarak 40 mililitre kan kaybeder. Bazı kadınlarda ek olarak iki adet kanamasının ortasına denk gelen yumurtlama döneminde birkaç damla süren lekelenme tarzında kanama olabilir. Bu kadınlarda yumurtlama esnasında oluşan bu kanama her ay tekrar eder ve normaldışı bir durum olarak kabul edilmez.

Yukarıda anlatılan düzenden her sapma düzensiz kanama olarak tanımlanır. Her düzensizlik tipinin kendine özgü nedenleri ve tedavi şekilleri olduğundan tanı koyma aşamasında kadının doktoruna düzensizliği iyi tarif edebilmesi çok önemlidir.

Üreme çağında olan ve aktif cinsel yaşamı olan bir kadında düzensiz kanamanın en sık görülen nedenlerinden biri gebeliğe bağlı oluşan sorunlardır. Bu nedenle düzensiz kanaması olan bir kadında Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı’nın size soracağı ilk soru muhtemelen “gebelik söz konusu olabilir mi?” olacaktır. Etkili bir doğum kontrol yöntemi kullanıyor olsanız dahi bu yönde incelemeler çoğu durumda yapılır.

Adet kanaması düzensizliklerinde diğer önemli bir etken de tiroid bezi hormonlarının eksik veya fazla olmasıdır. Bu hormonların azlığı veya fazlalığı durumunda adet kanaması düzeni sıklıkla bozulur.

Bu yazı : Dr. Kağan Kocatepe’ ye aittir. www.jinekoloji.net

Archived under kadın sağlığı Yorumlar

Zührevi hastalıklar

Zührevi hastalıklar Başka yollarla da bulaşabilen, fakat daha ziyade cinsi temasla bulaşan hastalıklar grubu. Zührevi hastalıklar şu şekilde sıralanabilir:

1. Sifiliz: Bkz. Frengi.

2. Gonore: Bkz. Belsoğukluğu.

3. Yumuşak şankır: Ducrey basili, hastalığın amilidir. Ekseriya cinsel temasla, nadiren de mesleki olarak geçer. Mikrobun yerleşebilmesi için deri veya mukozada bir yara bulunması şarttır. Bu mikrop, sıcak ve rutubetli muhiti sevdiği için hastalık daha ziyade sünnetsiz erkeklerde görülür. 1-3 günlük bir kuluçka döneminden sonra mikrobun girdiği yerde şiddetli kırmızı bir leke meydana gelir. Bu leke gelişerek kısa zamanda yara halini alır. Yaranın zemini yumuşaktır. Yaranın büyüklüğü toplu iğne başından el ayasına kadar değişir. Bölgesel lenf düğümleri şişebilir. Yumuşak şankır genellikle tenasül organları bölgesinde görülürse de nadiren parmaklarda ve dilde de rastlamak mümkündür.

Tedavide en çok sülfonomid grubu ilaçlar kullanılmakta ve şifa hasıl olmaktadır. Hastalıktan korunmada evlilik dışı, cinsel temaslardan kaçınmak esastır.

4. Nicolas favre hastalığı: Cinsel temasla geçen bir hastalık olup, erkekler kadınlardan fazla hastalanırlar. Ortalama 10-15 günlük bir kuluçka döneminden sonra virüsün girdiği yerde bir kabarcık veya yara meydana gelir ve bir süre sonra kaybolur. Daha sonra bölgesel lenf bezleri şişer cerahatlenir ve dışarı açılırlar. Hastalığın seyri esnasında kırıklıklar, başağrısı, ateş ve vücutta döküntüler görülebilir. Hastalık genellikle çok uzun sürer; tedavide istirahat ve sıcak tatbikat esas olup, streptomisin ve tetrasiklinler kullanılır.

5. Beşinci zührevi hastalık veya donovaniasis: Ekseriya cinsel temasla bulaşan, kuluçka devri birkaç günden üç aya kadar değişen ve orta derecede bulaşıcı bir hastalıktır. Mikrobun girdiği yerde bir döküntü veya yara meydana gelir. Giderek yayılır. 10-12 sene devam eder. Tenasül organları bölgesinde ödemler ve idrar yolu darlıkları, kansızlıklar meydana gelebilir. Tedavide streptomisin veya kloranfenikol kullanılabilir.

6. AIDS: Son yıllarda tespit edilen ve giderek büyük bir önem kazanmaya başlayan virütik (virüsle meydana gelen) bir hastalıktır. Son tespitlere göre bugüne kadar ABD’de 1993′te 293.000 kişi ölmüştür. Gerçek rakam ise bunların çok üstündedir. Maalesef son yıllarda ferdi vak’alar halinde olsa bile AIDS vak’aları yurdumuzda da görülmektedir. Fakat her yıl binlerce turistin girip çıktığı memleketimizde gelecek yıllarda gruplar halinde AIDS tehlikesi sözkonusudur. (Bkz. AIDS)

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

Archived under kadın sağlığı Yorumlar

Kadınlarda Orgazm Sorunu, ORGAZM OLAMAYAN KADINLARA TAVSİYELER

Kadinlarda orgazm çoğunlukla direkt klitoris uyarisiyla oluşmaktadir. Bu konuda yapilan kisitli sayida çalişma direkt klitoral uyari olmadan orgazm olabilen kadinlarin oraninin ancak %30 olduğunu göstermektedir. Bu nedenle kadinda orgazm olamama durumunu öncelikle “hiç orgazm olamama” ve “cinsel ilişkide orgazm olamama” şeklinde ayirmak gerekir.

Orgazm olamayan bir kadin ilişki esnasinda kendini orgazm takliti yapmak zorunda hissedebilir. Bunu yapmasinin nedeni eşine onun “yetersiz” olduğu duygusunu yaşatmamak ve öte yandan da yine eşinde kendisinin “yetersiz olduğunu” kanisini uyandirmayi engellemektir. Bu tür bir uygulama problemin daha da karmaşik hale gelmesine neden olur, zira orgazm olamayan bir kadin için eşinin yapacaği etkili bazi değişiklikler sözkonusuyken, böyle bir durumda bunlar gündeme gelmez ve erkek “herşeyin normal gittiğini” düşünmeye devam ederek bir değişiklik yapma gereği duymaz.

Kadinin orgazm olmasinin sağlanmasi için ilişkide ne tür değişiklikler yapilabilir?

Öncelikle şunun vurgulanmasi gerekir. İlişkide ayni anda orgazm olunmasi diye bir gereklilik yoktur. Esas olan fizyolojik ve anatomik gerçekler nedeniyle kadinin ya eşiyle beraber ya da eşinden önce orgazm olmasidir. Erkek orgazm olduğu andan itibaren refrakter periyod adi verdiğimiz döneme girer. Bu dönemde ereksiyon etkinliğini kaybetmeye başlar ve belli bir süre erkeğin yeni bir ilişkiye fizyolojik ve ruhsal olarak hazir olmasi belli bir süre gerektirir. Bu süre erkekten erkeğe değişmekle beraber birkaç dakikadan birkaç saate kadar uzayabilir.

Arka arkaya bulunulan ilişki sayisi arttikça refrakter periyodun süresi de uzar. Bu erkeklerin bir gerçeğidir. Kadinlarda ise bu refrakter periyod ya çok kisadir ya da yoktur. Kadinlar arka arkaya defalarca orgazm olabilirler ve hatta ayni ilişki içerisinde bile çok sayida orgazm olabilirler.

Buradan çikan sonuç, erkeğin kadinin orgazm olabilmesi için gerekli koşullari sağlamak için çaba göstermesi gerektiğidir.

Kadinin orgazmi yaşayabilmesi için çiftlere düşen görevler:

-Erkeğin kendisinin orgazma ulaşmak için geçen süreyi mümkün olduğunca uzatmasi: erkekler çok kisa sürelerde orgazm olabilirlerken kadinlar için orgazm olabilme süresi çok daha uzundur. Bu süre bir yandan kadinin ilişkiye ruhsal ve fiziksel olarak ne kadar hazir olduğuyla, öte yandan ilişkide kadinin duyarli bölgelerinin ne kadar uyarildiğiyla ilgilidir.

-Çoğu kadinda orgazm için direkt klitoris uyarisi gerekir. Her kadinin anatomik yapisi farkli olduğundan çiftlerin, kadinin klitoral olarak en iyi uyarilabildiği ilişki pozisyonunu seçmeleri gerekir. Klitorisin en iyi uyarildiği ve çiftin yüzyüze bakmasi nedeniyle emosyonel özellikleri en güçlü pozisyon erkeğin üstte olduğu, en az uyarildiği ve yüzyüze bakilmamasi nedeniyle duygusal temasin en az olduğu pozisyon ise kadinin arkasini döndüğü ve erkeğin arkada olduğu pozisyondur. Ancak bu her kadin için geçerli olmayabilir. Bu yüzden kadin eşine en çok hangi pozisyonda uyarildiğini hissettirmeli ya da direkt söylemelidir.

-”Önsevişme döneminin” uzun tutulmasi: kadinlar için “önsevişme dönemi” çok önemlidir. Kadinlarin ilişkiye hazir olmalari erkeklerdeki kadar kolay değildir. Yeterince hazir olunmadan ilişkiye başlandiğinda genital bölgenin gevşemesi ve kayganlaşmasi yetersiz olduğundan ilişki kadin için tatsiz bir deneyime dönüşebilmekte ve doğal olarak böyle bir ilişkide orgazm söz konusu bile olmamaktadir. Kadin hazir olduğu mesajini eşine verebilmeli, erkek te bu mesaji alabilmelidir.

Burada unutulmamasi gereken diğer bir önemli nokta ise önsevişme döneminin gereğinden fazla uzun tutulmasinin da hem erkeğin hem de kadinin orgazm olma süresini ve orgazm şiddetini olumsuz etkilediğidir.

-Erojen bölgeler adi verilen bölgelerin kadin orgazmina katkisi ihmal edilmemelidir: Erojen bölgeler adini verdiğimiz bölgeler kadindan kadina değişmekle beraber siklikla memeuçlari, kulak arkalari, bacaklarin iç yüzleri kadinin en erojen bölgeleridir. Kadin eşine önsevişme dönemi boyunca ve tüm ilişki boyunca erojen bölgelerinin dokunulmasindan hoşlandiği mesajini verebilmeli, erkek te bu konuda duyarli olmalidir. Erojen bölgelerin uyarilmasinin kadinin ilişkiye daha hazir olmasinin sağlanmasi yaninda orgazm olmasini kolaylaştirici özellikleri olduğu unutulmamalidir.

-Bir kadin her ilişkide vajinal yoldan orgazm olamayabilir. Bazi kadinlar vajinal yoldan hiç orgazm olamazken, bazilari bazi ilişkilerde olurlar, diğerlerinde olamazlar. Vajinal orgazm öğrenilmesi gereken bir orgazm türüdür ve bir kadinin defalarca ilişkide bulunmadan vajinal yoldan orgazm olabilmesi beklenmemelidir. Vajinal orgazm olunamadiğinda ilişkinin herhangi bir zamaninda kadinin direkt klitoris uyarisiyla orgazm olmasina imkan taninabilir. Bu o kadar da anormal bir durum değildir.

-”Penis boyu nevrozu (takintisi)” terkedilmelidir. Vajinanin üst 2/3”lük bölümü embriyolojik gelişim açisindan alt 1/3”lük bölümünden çok daha farkli bir bölgeden gelişmektedir. Bu nedenle bu iki bölgenin fizyolojik ve anatomik özellikleri birbirinden oldukça farklidir. En bariz farklilik sinir liflerinin dağilimindadir. Alt 1/3”lük kisim zengin bir sinir ağina sahipken, üst 2/3”lük kisimda sinir lifleri nispeten daha azdir. Bu nedenle alt 1/3”lük kisim dokunma, ağri gibi duyaranlara çok daha hassastir. Her zaman belirttiğim gibi penis uzunluğunun kadinin “tatmin olmasiyla” hiçbir ilişkisi olamayacağiunin da göstergelerinden biridir bu. Penis zengin sinir lifleri içeriği nedeniyle en çok vajinanin alt 1/3”lük kimini uyarmaktadir.

Ben Kadin Hastaliklari ve Doğum Uzmani olmam nedeniyle bu yaziyi daha çok kadinin anatomik ve fizyolojik özellikleri üzerinde odaklaştirdim. Bazi okuyucular “erkeklerin de erojen bölgeleri yok mu, erkekler bu kadar mekanik varliklar mi” gibi bir düşünceye kapilabilirler. Ancak konumuz ilişkiden alinan zevkin nitelikleri değil, kadinin orgazm olamamasi olduğundan bu konuya odaklandiriyorum ve bu nedenle de kadinin yapisal özelliklerinin orgazm olmasina etkilerini erkeklerle arasindaki farki vurgulayarak açiklamaya çaliştim.

Yukaridaki önlemlerle orgazm olamama problemi giderilemediğinde yapilmasi gereken bir Kadin Hastaliklari ve Doğum Uzmanina başvurmak ve genel bir jinekolojik muayeneden geçmektir. Her ne kadar kadinda orgazm olamama nadiren jinekolojik bir nedene bağli olsa da kural olarak ilk başvuru jinekolog olmalidir.

Archived under kadın sağlığı Yorumlar

Minihap nedir?

Düsük dozda kadinlik hormonu progestin içeren haplardir

Minihaplar gebeligi nasil önlemektedir ?

Minihaplar rahim agzindaki salgiyi koyulastirarak sperm geçisini engeller, yumurtlamayi önler ve rahim iç zarini inceltir.

Minihaplarin etkililigi nedir ?

Yöntemin etkililigi düzenli ve sürekli kullanima baglidir. Emziren kadinlarda % 98.5, diger kadinlarda % 96 etkilidir.

Minihaplarin olumlu yönleri:

  • Çok etkili olup; kullanimi kolaydir.
  • Kullanici yöntemi kendi kendine birakabilir.
  • Birakildiginda dogurganlik en geç 6 ay içinde geri döner.
  • Anne sütünün niteligini degistirmez.
  • Adet agrilarini ve kanama miktarini azaltir.

Minihaplarin olumsuz yönleri var midir?

  • Hergün (24 saat ara ile) hap almayi gerektirir.
  • Yalniz progestin içerdiginden her gün ayni saatte alinmalidir.
  • Ara kanamasi, lekelenme, adet görmeme ve adet düzensizlikleri görülebilir.

Minihaplar hangi durumlarda kullanilmaz ?

  • Gebelik veya gebelik süphesi,
  • Aktif karaciger hastaligi,
  • Damar hastaliklari ( Tromboflebit vb.)
  • Meme kanseri veya süphesi
  • Tani konmamis vajinal kanama hikayesi olan kadinlar tarafindan kullanilmamalidir.

Hangi durumlarda gebelikten korunma yöntemi olarak minihap kullanimi tercih edilmemelidir ?

  • Yumurtalik kisti olanlar,
  • Daha önce dis gebelik geçirmis olanlar,
  • Memesinde kitle bulunanlar,
  • Depresyon hastalari,
  • Yüksek tansiyonu, migreni olan kadilar için ilk seçenek olmamalidir.

DIKKAT! 

Gebeligi önleyici minihap kullanirken:

  • Siddetli karin ya da gögüs ve basagrisi ile birlikte bulanik görme,
  • Asiri vajinal kanama,
  • Memede kitle,
  • Adet görmeme meydana gelirse,

Mutlaka tibbi kontrol için saglik kurulusuna basvurunuz.

Hekim kontrolü disinda ilaç kullanmayiniz !

Archived under Kategorilenmemiş, kadın sağlığı Yorumlar

Gebelikte Kanama

Bu yazımızda  sizlere gebelikte kanama risklerini anlatacağız. Bu bir anlatımdır uygulanmaması ve doktorunuzdan bilgiler almanızı öneririz. Sadece bilgilenmeniz amacıyla yazılmıştır ki; sağlık haftası sitemizde herşey bu şekilde dir. teşekkürler şimdi konumuzu okuyalım …

Hamilelik sırasında vajinadan gelen kanama, yanlış bir şeyler olduğunun göstergesidir. Hemen doktorunuzu arayın.

Hamileliğin ilk 20 haftasında, kanama genellikle düşükle ilişkilendirilir. Düşük sırasındaki kanama hafif ya da ağır olabilir. Hiçbir uyarı olmayabilir ya da önce kahverengimsi bir akıntı fark edebilirsiniz.

Hamileliğin ilk günlerinde, yumurta rahmin içine tutunurken, bazı lekeler görebilirsiniz. Ayrıca tüm hamile kadınların yaklaşık 20 sinde, ilk günlerinde düşükle sonuçlanmayan kanamalar olmaktadır. Bu nedenle, tehlikeli olmayabilir de, ama mutlaka doktorunuza danışın.

Hamileliğin 20. haftasından sonraki kanamalara doğum öncesi kanama denir. Bu, erken gebelik kanamasından daha az yaygındır ve kadınların yüzde 2 sinden daha azında görülür. Doğum öncesi kanaması, plasenta previa , dış gebelik, düşük ya da erken doğum dahil olmak üzere birçok nedeni vardır.

Birçok durumda, kanama hafiftir. Ancak, ciddi bir kanama sizin ve bebeğinizin hayatını tehlikeye sokabilir.

Gebeliğin ilk aylarından sonra kanama başlarsa, derhal doktorunuzu görün. Hastaneye yatırılmanız ve kanamanın nedeninin belirlenmesi için ultrason gibi testlerden geçmeniz gerekebilir. Kanama ağırsa, kan nakli gerekli olabilir. En kötü durumda, doğum suni olarak başlatılır ya da bir sezeryan ameliyatı yapılır.

Archived under kadın sağlığı Yorumlar

Bebek İsteyenler Doğum Kontrolünü Ne Zaman Bırakmalı

Eğer prezervatif ve diyafram gibi doğum kontrol yöntemlerini uyguluyorsanız, bunları bırakır bırakmaz hamile kalabilirsiniz. Ancak diğer doğum kontrol yöntemlerinde doktorlar en az bir adet döneminin geçmesi gerektiğini savunuyorlar.

Doğum kontrol hapı:Bu hapları hamileliğinizden en az üç ay önce bırakmanız gerektiği gibi bazen bir ay da yeterli olabiliyor. Ayrıca bu hapları bıraktıktan sonra en az bir kez adet görmeniz gerekmektedir.

Rahim içi araç (RİA):Doğum kontrol yöntemlerindeki aynı yöntem RİA için de uygulanmalıdır. Bıraktıktan sonra en az bir kez adet görmelisiniz ve bu süreçte bariyer metodunu uygulamalısınız.

Sağlıklı ve formda kalmanın faydaları

Hamile kalmanızdan en az üç ay önce sağlıklı bir yaşam düzenini benimsemeniz hamile kalma şansını ve bebeğin sağlıklı doğmasını sağlayacaktır.

Sağlıklı bir diyet:Diyetinizi size rahatsızlık vermeyecek şekilde düzenleyebilirsiniz. Kepekli ekmek, pirinç ve patates gibi yiyecekler kaliteli karbonhidrat sağlarlar, kaymaksız süt ve düşük yağlı peyniri tercih edin, yemeklerde ayçiçek ve zeytinyağı kullanın. Bol miktarda meyve ve sebze yiyin. Suni yemeklerden kaçının ve öğün atlamayın.

Egzersizler:Haftada en az üç kez kalp atış hızınızı yükselten 20 dakikalık egzersizler yapmalısınız ve eşinizle beraber uygulayabileceğiniz bu egzersizler jogging, yüzme ya da jimnastik gibi hafif sporlar olmalıdır. Kaynak:www.hamilebilgi.com
 

Archived under kadın sağlığı Yorumlar

Kadınların Hayatını Karartan Ağrılar, nasıl önlenir

Jinekolojik ağrılar (adet öncesi, cinsel ilişki sırasında duyulan ağrılar) kadınların sağlık sorunları içinde çoğunlukla ihmal ediliyor. Kadınların yaşam kalitesini bozsa da üzerinde fazla durulmuyor.

Jinekolojik kontrollere ne zaman başlanmalıdır?
Genç kızlığa ilk adım olarak nitelenen adet görme başlangıcında kişinin ilk jinekolojik değerlendirmesinin yapılması ideal. Ancak bunun gerçekleşmediği durumlarda en geç cinsel aktiflik kazanıldığında (ilk cinsel ilişki) yapılacak jinekolojik değerlendirme, gerek sağlık sorunlarının erken saptanması gerekse hastanın daha sonraki yaşamında gerekli koruyucu bilgi ve önerilerin verilebilmesi açısından önerilir.

Hangi sıklıkta jinekoloğa gidilmelidir?
Herhangi bir şikayeti olmayan her kadın yılda bir kez jinekolog kontrolüne başvurmalı. Bunun yumurtalık ve rahim ağzı kanserlerinin erken tanısından, henüz belirti vermemiş hastalıkların bulunmasına kadar sayısız yararları mevcut.

Ağrılar nelerden kaynaklanır?
- Rahim dışı nedenlere bağlı ağrılar: Rahim içini döşeyen dokuların rahim dışında yerleşmesi ve adet sırasında aynen rahim içi gibi gelişme ve kanama göstererek ağrıya sebep olduğu ‘endometriosis’ hastalığı, karın içinde daha önce geçirilmiş enfeksiyonlar ya da cerrahilere bağlı yapışıklıklar, yumurtalık kistleri, yumurtalık tümörleri, dış gebelik, rahim ve/veya tüplerin iltihabi hastalıkları, yumurtalığın doğumsal rahatsızlıkları ve pelvik varis olarak adlandırabileceğimiz dolaşımsal bozukluklardan kaynaklanır. Ayrıca adenomyosis (rahim içi bezlerin rahmin kas tabakaları arasında yerleşmesi), kronik rahimiçi iltihabı, yumurtlama ve hormonal değişikliklere bağlı ağrılar, rahim ağzı darlık/yapışıklıklarına bağlı ağrılar, rahim ya da rahim ağzındaki polipler, myomlar, spiral varlığı ve pelvik relaksasyon dediğimiz üreme organları bölgesinde kas ve destek dokularının esneme ve yıpranmasına bağlı olarak meydana gelen sarkmalar…

- Rahim dışı nedenler: Ürolojik kaynaklı olanlardır. Mesane tümörleri, kronik idrar yolları iltihapları, mesanenin çeşitli nedenlere bağlı iltihabi durumları, idrar yolu taşları ve bazı mesaneye ait sinirsel nedenler bunların başlıcaları.

- Kas iskelet sistemine ait olanlar: Karın ön duvarının kas ağrıları, omurga problemleri, duruş bozuklukları, çeşitli fıtıklar ve kasların hastalıkları bunlardan bazıları… Pelvik ağrı nedenleri araştırılırken akılda tutulması gereken bir diğer kaynak da sindirim sistemi… İnce ve kalın bağırsakların tümörleri, bağırsak tıkanıklıkları, kolitler, divertiküller ve diğer bazı sindirim problemleri hastaya kasık ve karın ağrısı şikayeti duyurabilir.

Belirtilerin görmezden gelinmesinin sonuçları ne olur?
Sadece hastanın yaşam kalitesini bozmakla kalmayıp yaşamını tehdit eder boyutlara varabilir.

Archived under kadın sağlığı Yorumlar

Anoreksia Nervoza nedir?, teşhisi, tedavisi, tanı

Genel olarak 12-18 yaşları arasında başlayan ve şişmanlamaya karşı ağır korku yüzünden bilinçli olarak aşırı zayıf kalma çabaları ile belirlenen bir bozukluktur. Toplumda ortaya çıkma sıklığı bilinmemekle birlikte eskiden sanıldığı gibi çok ender rastlanan bir rahatsızlık değildir. Anoreksia Nervozalı bireylerin yaklaşık %95′ i kadındır. Ve bir kişinin kız kardeşinde bu tür bir bozukluk varsa o kişide aynı hastalık riski belirgin oranda artmaktadır. Bozukluk daha üst sosyoekonomik sınıflarda daha sıktır.

En temel belirti aşırı kilo alma korkusudur. Bu durum kişinin yiyecek konusunda neredeyse fobik olacak noktaya dek varmasına neden olabilir. Şişmanlama korkusunun yanı sıra beden imgesinde de bozulma vardır. Buna bağlı olarak bu kişiler çok zayıf ve ince olsalar bile kendilerini şişman bulabilirler. Vücut ağırlığını kontrol altında tutabilmek için iki yolu kullanırlar: Kişilerin bir bölümü yiyecek alımını ileri derecede kısıtlarlar. Zaten aldıkları çok az yiyeceğin de çok az kalorili yiyecekler olmasına dikkat ederler. Bu kişiler buna rağmen ağır egzersizler de yaparlar. Diğer gruptaki kişilerde yiyecek alımının ileri derecede azaldığı açlık dönemleri ile aşırı yeme dönemlerinin birbirini izlediği gözlenir. Bu gruptaki kişiler, aşırı yemeden sonra şişmanlayacakları korkusuyla boğazlarına parmaklarını bastırarak kusarlar. Sık sık bunu yapan kişilerin el sırtında deri sertleşmesi olabilir. Sık kusan kişilerde mide asidinin etkisiyle dişlerde bozukluklar, çürümeler olur.

Bu kişilerin yeme davranışlarında ve yiyeceklerle olan ilişkilerinde gariplikler gözlenebilir. Yiyecekleri saklayabilir, yemek yapmak için mutfakta saatlerce uğraşabilirler.

Anoreksia Nervoza’ nın nedenleri günümüzde kesin olarak bilinmemektedir. Hastalığın oluşumu psikolojik, sosyolojik ve biyolojik olmak üzere üç boyutta ele alınabilir. Hastalığın ergenlikte ortaya çıktığı; bu dönemin cinsel ve sosyal çatışmalarla yüklü oluşu dikkate alınacak olursa; cinsel ve sosyal çatışmalarla başa çıkma konusundaki yetersizliklerin yiyeceklerden fobik kaçınma şeklinde ortaya çıkması öne sürülebilir.

Aşağıdakilerin varlığı halinde bu rahatsızlıktan bahsedilmektedir.
1-Bulunduğu yas grubu ve boy uzunluğu acısından normal kabul edilen en az kilo ya da bu ağırlığın üzerindeki bir kiloyu kendisi için uygun bulmayıp,kabul etmeme.

2-Yas ve boy göz önüne alındığında beklenenden daha düşük bir kilosu olmasına rağmen kilo almak veya şişmanlamaktan aşırı derecede korkma.

3-Kişinin kilosu ya da vücut şeklini algılayışında bozukluk vardır. Kişinin kendini değerlendirişinde kilo ya da vücut seklinin ,olağandan çok daha fazla ve anlamsız ölçüde bir yer kaplaması veya o anki kilosunun düşük olmasının öneminin farkına varmama.

4-Bayanlarda birbirini izlemesi gereken en az 3 adet döneminin olmaması

Bu rahatsızlığın kısıtlı ( bu durum yaşanırken kişide bir anda “patlayıncaya dek” yeme ya da kendini kusmaya ya da lavman- idrar söktürücüler ile yediklerini çıkarma davranışının olmadığı) tip ya da bu sayılan davranışların olduğu tiksinircesine yeme/ çıkartma tipi olarak 2 şekli vardır.

Hastaların çoğunun düşünce içeriği yemek ile ilişkilidir. Kimileri kalan, artan, yiyemedikleri yiyecekleri bırakamayıp, biriktirir, bazıları da hiç yapamayacağı yemek tariflerini edinmeye çalışabilir. Topluluk içinde yemek yeme konusunda isteksiz davranabilirler. Başlangıç ta çevrelerinden ilgi ve beğeni görmek için , kendileri üzerinde kontrol sağladıklarını görmek amacıyla alınan besinleri kısıtlamaya başlarlar. Eski kilolarına ya da çevrelerinde görünüm olarak beğeni kazanan kişilerin kilosuna inmek için hedef belirler. Kendileri gün içinde farklı zamanlarda tekrar tekrar tartar
Tıkınırcasına yeme-çıkartma tipine ait grubun alkol-madde kötüye kullanımı, daha çok duygusal durumda dalgalanmalar ve cinsel aktivitelere sahip olup, dürtülerini kontrollerinin daha zor olduğu gözlenmiştir.

Kişiler kilo kayıplarını arttırmak için fiziksel egzersizler yapar ya da yorucu fiziksel uğraşılar içine girerler. Öyle ki kişi daha çok enerji harcayıp, kilo verebilmek için oturmayıp, ayakta durmayı yeğleyebilir ya da durduğu yerde el ve ayaklarını hareket ettirebilir. Kişinin toplumsal ilişkileri azalabilir. Sadece is, fiziksel egzersiz ve kilo düşünceleri ile ilgilidir. Bir deri bir kemik kalsa bile kilolu olduğu düşüncesindedir. Kişiler kendilerine listeler hazırlayarak kendilerine yasakladıkları yiyecekleri belirterek, bunları yemeyeceklerine yeminler ederler. Yarim kilo bile almaları onları zayıflıktan şişmanlığa geçtikleri seklinde düşündürür. Uzun sure bir konuya dikkatlerini veremezler . Kendilerine güvensizlik yoğun bir şekilde kendini hissettirmektedir. Gitgide sosyal çevrelerini kısıtlarlar.

Çocuk gelişiminin erken evrelerinde, anne-çocuk iletişiminde çocuğun kendi başına,özgür davranışları üzerine yapılan müdahalelerin önemine dikkat çekilmektedir.

Anoreksia başlangıcı sonrasında genellikle obsesif- kompulsif davranışlar başlayabilir. Özellikle temizlik saplantıları ( ev temizliğine yönelik aşırı aktiviteler gibi) ve ders çalışma ile ilgili saplantılara rastlanabilir. Cinsel gelişimlerinde sorun olduğu gibi , cinsel isteksizlik ve diğer cinsel sorunlar da beraberindedir.

Bu kişilerde hastalığın yol açtığı vücutsal değişimler:
Hastalarda kansızlık, vücut su- tuz dengesinin bozulması, kanda kolesterol ve üre düzeylerinin artışı, karaciğer enzimlerinin yükselmesi, tiroid bezi hormonlarının düşmesi, kadınlarda ostrojen dediğimiz kadınlık hormonu ,erkeklerde testesteron denen erkeklik hormonu düzeylerinde düşme sonucu cinsel işlevlerde azalma, kalp atımında azalma ve düzensizlikler, beyin boşluklarının beyin dokusuna oranla kapladığı hacmin artışı oluşabilmektedir.

Kimlerde görülmektedir:
Bu rahatsızlık düzenli ve bol çeşitli yemek yeme olanaklarının olup, göze hoş görünmenin zayıf bir vücut yapısı ile paralel düşünüldüğü bati toplumlarında, kentsel alanlarda daha çok gözlenmektedir. Hastaların % 90-95 i kadındır. Anoreksia nervosa genç kızlarda % 0,5 oranında saptanmakta, genellikle 12-25 yas arasında rastlanmaktadır.

Son yıllarda yurt dışında yapılan çalışmalara göre hastalığın yüz bin kişide 15-20 arasında görüldüğü saptanmıştır.

Rahatsızlığın oluşumunda etkili risk faktörleri:
- Yaşanılan sosyo-kültürel çevrenin etkisi ile zayıflığın kesin güzellik ölçütü olması durumu yaygınlaştırmaktadır. Bazı mesleki alanlar ( hosteslik, modellik, dans ve müzikle uğraşanlarda) bu yüzden özellikle risk altındadır.

-Bu rahatsızlığı olanların ailelerinde depresyon, alkolizm, şişmanlık ve gene bir yeme bozukluğuna daha çok rastlanmaktadır. Bu kişilerin annelerinin daha çok diyet yapıp,yeme bozukluğunun olduğu, sürekli diyet yapma düşünceleri ile haşır nesir oldukları, kızlarının da diyetleri konusunda yoğun düşünceler içinde olabildikleri gözlenmiştir.

- Aile yapıları itibariyle, bağımsız hareket serbestisinin verilmediği ve aile işleyişi açısından yeterli keyif alınmayan doyum sağlanamayan ilişkilerin varlığı.

-Öncesinde var olan aşırı şişman beden yapısı

-Çocukluk cağı başlangıçlı diabet ( seker hastalığı) varlığı

- Geçmişte yaşanan cinsel, fiziksel tacizler.

Rahatsızlıktaki kişisel düşünce yapıları:
- Kişisel açıdan kendilerini yardıma muhtaç ama yardim edilemez görürler

- Kendi ve çevreleri üzerindeki denetimi kaybetme korkuları vardır.

- Aşırı bir şekilde başkalarının görüşlerine bağımlı olarak özgüvenlerini koruyabilen, onların yeterli ya da olumlu desteği olmadığında kendilerini bir hiç olarak görürler

- Bir şey ya tam olmalı ya da hiç olmamalı seklinde bir düşünce yapısı olan kişilerdir.

Hastalığın seyri:
Hastaların yarısının ilerleyen donemde iyileştiği, dörtte bir oranında hastanın kısmen iyileştiği, ancak bir miktar yakınmalarının sürdüğü belirlenmiştir. Hastalık sonucu olum oranının % 5 civarında olduğu gözlenmiştir.

Hastalığın gidisine olumsuz etki yapan faktörler:
-Ailede aşırı geçimsizlik, tartışmalı ortam

-bulimianın hastalığa eslik etmesi

-Kusma, dışkılamayı arttırıcı ilaç kullanımları

-Obsesif-kompulsif, histerik, depresif, nörotik davranış yapıları, zeminde bulunan psikiyatrik sorunlar nedeniyle, kişide vücutsal yakınmaların fazlaca gündeme gelmesi (gastrit, kolit vb.)

-Hastalığı inkar eden davranışlar içine girilmesi.

Hastalığın gidisini olumlu etkileyen etmenler arasında ise erken başlangıç yaşı, hastalığı kabul etmek ve kendine güvenen bir kişilik yapısının bulunması sayılmaktadır.

Tedavi:
Anoreksia Nervozalı hastaların tedavisi çoğu kez güçlüklerle doludur. Hastaların çoğunda, hastalık birkaç yıl önce başlamıştır. Tedaviye katılmak ve tedavi planları için isteksizdirler. Bu sebeple genellikle çocuklarının bu durumundan üzüntü ve endişe duyan anne babaları tarafından doktora getirilirler. Tedavide bireysel psikoterapi, grup ve aile terapisi, ilaç tedavisi gibi yöntemler kullanılabilir

Psikoterapide hastanın kendi duygularını uygun bir şekilde ifade edebilmesi, yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce tarzının değiştirilmesi, vücuduna yönelik olumsuz algılamaların düzeltilmesi, özgüvenin oluşturulması, kişilerarası sorunların belirlenip, çözümüne yönelen bir yaklaşımın oluşturulmasına çalışılır.Tedavide davranışçı terapi, aile terapisi ve grup terapisi kullanılabilir

Archived under kadın sağlığı Yorumlar

Amniyosentez nedir?, Gebelik ilişkisi

Amniyosentez nedir?
Bebeğiniz tüm hamileliğiniz süresince amniyon kesesi adı verilen bir kese içinde gelişimini sürdürür. Bu kesenin içi amniyon sıvısı adı verilen bir sıvı ile doludur. Amniyon sıvısı statik bir sıvı olmayıp sürekli emilim ve yapım halinde bulunur. Sıvının ana kaynağı bebeğin akciğerleri ve boşaltım sistemidir. Bu sıvı aynı zamanda bebekten dökülen hücreleri de içerir. Bu hücreler bebeğinizin tüm hücreleri ile aynı genetik yapıya sahip olduklarından incelenmeleri bebeğinizin genetik durumu hakkında bilgi verir.

Amniyosentez bebeğinizin içinde yüzdüğü amniyon sıvısından ince bir iğne yardımıyla örnek alınması demektir. En sık uygulanan anne karnında tanı yöntemlerinden birisidir. İlk kez 1882 yılında fazla olan amniyon sıvısının miktarını azaltmak için uygulanmıştır. Daha sonraları ise kan uyuşmazlığı olan çiftlerde bebeğin etkilenme derecesini saptamak için ya da erken doğum tehditi olgularında bebeğin akciğer olgunlaşmasının yeterli olup olmadığını değerlendirmek amacıyla kullanım alanı bulmuştur. Günümüzde ise başta bebekteki bazı doğum defektlerini ve genetik bozuklukları saptamak olmak üzere pek çok nedenle gebeliğin ikinci trimester’ında uygulanan bir testtir. Tıp alanında ve gebelik takibinde pek çok modern gelişme lmasına rağmen amniyosentez hala daha en yeterli bilgiyi sağlayan altın değerinde bir testtir.

Amniyosentezin en sık uygulanan prenatal test olduğunu belirtmiştik. Koriyonik villus örneklemesi (CVS) gibi diğer bazı testler ise doğumsal anomalilerin pek çoğunu saptamakla birlikte amniyosentez kadar etkili değillerdir. CVS gebeliğin daha erken döneminde yapılmakla birlikte amniyosenteze göre daha yüksek oranda düşük ve başka komplikasyon riskleri taşır. Bazı araştırmalar CVS sonrası çok düşük oranda el ve ayak parmaklarında doğum anomalilerine rastlanabildiğini ileri sürmektedirler.

Bebeklerin bir kısmı çeşitli anomaliler ile doğarlar. Bunlardan bazıları yaşam ile bağdaşmazken bazıları hayati olmamakla birlikte bireyin ve çevresinin hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu gruba en güzel örnek down sedromudur.

Amniyosentez ve diğer tüm prenatal testlerin (anne karnında teşhise yönelik testler) amacı özellikle tedavi olanağı olmayan genetik hastalıklar başta olmak üzere bu hastalıkları ve anomalileri mümkün olduğunca erken dönemde saptamak, anne baba adaylarına hastalık ve bebeğin dünyaya geldikten sonraki olası durumu hakkında bilgi vermek ve yine onların kararı ve onayıyla mümkün olduğunca erken dönemde gebeliğin sonlandırılmasını sağlamaktır. Bazı anne baba adayları Down sendromu gibi yaşam ile bağdaşan anomalilerin varlığında hamileliği devam ettirme yönünde karar verebilirler. Bu tamemen çiftlerin seçimi olup yasal ya da vicdani hiçbir zorlama mevcut değildir. Benzer şekilde amniyosentez yapılıp yapılmaması kararı da yine yalnizc çifte aittir. Doktorunuz sizi amniyosenteze zorlamaz, sadece önerir.

Amniyosentez kimlere önerilir?

Amniyosentez hem invazif bir girişim olduğu için hem de az da olsa düşük riski taşıdığı için rutin olarak her hamile kadına önerilmez. Kromozomal ya da genetik doğum defekti ya da bazı malformasyonlar açısından yüksek risk altında olduğu saptanan kadınlrda önerilen bir testtir. Genel olarak amniyosentez önerilmesi gereken durumlar şunlarıdır:

İleri anne yaşı: Down sendromu başta olmak üzere bazı genetik hastalıkların görülme riski kadının yaşı ile paralel olarak artış göstermektedir. Eğer anne adayının yaşı beklenen doğum tarihinde 35 ya da daha fazla olacak ise amniyosentez yapılması önerilir. İleri anne yaşı en sık amnyosentez önerilen durumdur.
Pozitif öykü: Daha önceki bir hamilelik genetik bir sorun nedeni ile sonlandırıldıysa ya da nöral tüp defekti, spina bifida gibi doğum defektli bir bebek öyküsü varsa sonraki hamileliklerde amniyosentez önerilir.
Bilinen genetik hastalık varlığı: Anne ya da baba adayında, ya da yakın akrabalarında bilinen genetik bir hastalık varsa amniyosentez önerilir. Bazı metabolik hastalıklar kalıtsal geçiş gösterir. Anne ya da babada hastalık olmamasına karşın bunlar taşıyıcı olabilirler ve sorunu bebeklerine aktarabililirler. Her iki ebeveyneden de hastalıklı gen geldiğinde bebekte hastalık ortaya çıkar. Bu gibi duruların araştırılmasında amniyosentez yararlı olabilir. Akdeniz anemisi gibi hastalıklar ise bazı bölgelerde çok sık görülür. Bu gibi durumların varlığında da amniyosentez bebeğin hastalık taşıyıp taşımadığını anlamak için yararlı olabilir. Bir diğer konu da akraba evlilikleridir. Akraba evliliklerinde çiftin her ikisinin de taşıyıcı olma olasılıkları normal topluma göre daha yüksek olduğundan bbekte hastalık görülme riski yüksektir ve bu nedenle amniyosentez önerilebilir. Bu grup hastalarda amniyosentez şart değildir. Şart olan hamilelik öncesi ya da erken dönemde genetik danışmanlıktır. Genetik uzmanı sizden ve eşinizden detaylı bir öykü alarak risk oranınızı belirler ve amniyosenteze gerek olup olmadığına karar verir.
Pozitif tarama testi: Günümüzde genetik hastalıklar ve anomaliler açısından yüksek risk taşıyan hamilelikleri saptamak amacıyla bazı testler her hamile kadında rutin olarak uygulanmaktadır. Bu testlerden en sık kullanılan üçlü tarama testidir. Tarama testleri adından da anlaşılabileceği gibi anomali varlığını belirtmez sadece yüksek risk altındaki kişileri işaret eder. Bu testlerin pozitifi çıkması durumunda kesin tanıya ulaşmak amacıyla amniyosentez önerilir.
Ultrasonografide anomali saptanması: Hamilelik takibi sırasında yapılan rutin ultrason incelemelerinde anomali saptanması varlığında, anomali ile birlikte görülebilecek genetik bozukluk riskine göre amniyosentez önerilebilir.
Akciğer gelişiminin değerlendirilmesi: Erken doğum riski olan, ya da hamileliğin devamının anne ya da bebek açısından risk oluşturduğu durumlarda amnyon sıvısından örnek alınarak lesitin/sfingomeyelin gibi bazı maddelere bakılarak akciğer olgunlaşmasının tamamlanıp tamamlanmadığında karar verilebilir. Yenidoğan yoğun bakım şartları günümüzde çok iyi düzeye gelmiştir. Ülkemizde de iyi merkezlerde 24-25 haftalık bebekler yaşatılabilmektedir. Bu nedenle akciğer gelişimi değerlendirmek amacıyla amniyosentez uygulaması artık eskisi kadar popüler değildir.
Polihdramniyos: Amniyon sıvısının normalden fazla olması durumunda anne adayını rahatlatmak amacıyla amniyosentez yapılarak bir miktar sıvı alınabilir.
Amniyosentez ne zaman yapılır?
Bebeğin amniyon sıvısından örnek almak için en uygun zaman son adet tarihinden itibaren hamileliğin 16-18. haftaları arsıdır. Sonuçlar genelde 1-2 hafta içinde bazan daha geç çıktığından bu haftalarda yapılması idealdir. Son zamanlarda erken amniyosentez (15. haftdan önce) uygulansa da hem laboratuvar şartları hem de işlemden kaynaklanan risklerin yüksekliği nedeniyle pek tercih edilmemektedir. Bu uygulama henüz deneysel aşamadadır.

Amniyosentez nasıl yapılır?
Amniyosentez işlemi esnasında çok ince bir iğne ile bebeğin içinde yüzdüğü amniyon kesesine girilir ve sıvı çekilir. İşlemden önce detaylı bir ultrason incelemesi yapılarak bebeğin durumu ve pozisyonu değerlendirilir. Daha sonra amniyosentez için uygun bir alana karar verilerek hazırlıklara başlanır. İşlem sırasında iğnenin bebeğin plasentasından geçmeyeceği bebekten uzakta bir bir alan bulmak önemlidir.

İşlemden önce hamile kadın ultrason masasında sırtüstü uzanır. İğnenin girileceği alan antiseptik solüsyonlar ile temizlendikten sonra karın steril örtü ile örtülür. Bir doktor ultrason ile işlemi gerçekleştirecek olan doktora rehberlik eder. İşlem tek kişi ile yapılacak ise özel tasarlanmış ultrson guide’ları kullanılmalıdır. İşlemi yapacak olan kişi ultrason görüntüsü altında iğneyi karın üzerinden yerleştirir ve önce karın katlarını daha sonra rahim kasını geçerek amniyon kesesine girer. İğnenin ucunu ultrasonda gördükten sonra arkasına bir enjektör takarak yaklaşık 20 mililitre sıvı alır.Bu aşamada bebeğin tüm amniyon sıvısının miktarı yaklaşık 200-300 mililitredir. Alınan sıvının kanlı olmaması gerekir. Yeterli miktarda sıvı alındıktan sonra iğne tek bir hamlede çıkarılır ve işlem tamamlanmış olur. Alınan sıvıyı bebek 1-2 saat içinde yeniden üretir

Daha sonra ultrasonografi ile bebek ve kalp atımları yeniden değerlendirilir. Hasta 10-15 dakika dinlendirildikten sonra evine gönderilebilir. Alınan sıvı oda sıcaklığında muhafaza edilerek laboratuvara gönderilir. Tüm işlem 1-2 dakika kadar sürer.

Alınan sıvıda ne gibi işlemler yapılır?
Amniyon sıvısı bebeğe ait canlı hücreler içerir. Bu hücrelerin kaynağı bebeğin solunum , sindirim, boşaltım sistemi ve cildinden dökülen hücrelerdir. Alınan sıvı laboratuvarda ayrıştırıldıktan sonra hücreler kültür ortamınada çoğaltılır ve elde edilen hücrelerde genetik inceleme yapılır. Eğer amniyosentez bebeğin akciğer gelişimini değerlendirmek amacıyla yapılıyor ise laboratuvara gönderilmez. Değerlendirme aynı anda yapılabilr.

Sonuçlar ne zaman alınır?
Amniyosentez sonuçları iki aşamalı olarak değerlendirilebilir. İlk planda florasan teknik ile (FISH) hücrelerin genetik yapısı incelenir. FISH 2-3 gün içinde sonuçlanır fakat her zaman kesin sonuç vermeyebilir. Kesin sonuç için hücre kültürlerinin beklenmesi gerekir. Bu genelde 1-3 haftarasında zaman alır. FISH yöntemi her yerde uygulanmayan sadece belirli laboratuvarlarda uygulanan güncel bir yöntemdir.

Amniyosentez güvenli midir?
Her yıl dünyada milyonlarca kadında amniyosentez yapılmaktadır ve bu anne adaylarıın hepsinin zinhini kurcalayan temel soru budur. Ultrasonun yaygın olmadığı dönemlerde işlem körlemesine yapıldığından riskler daha yüksekti. 1976 yılında geniş kapsamlı bir araştıma sonucu Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüleri gebeliğin ikinci trimesterında yapılan amniyosentezin güvenli olduğu yönünde görüş bildirmiştir. Ancak tüm invazif girişimlerde olduğu gibi amniyosentezde de bazı riskler vardır. Bu riskler şunlardır:

Düşük: Amniyosentez önerilen çiftleri en fazla endişelendiren konu olmakla birlikte amniyosenteze bağlı düşük riski son derece azdır. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinin verilerine göre amniyosenteze bağlı düşük riski 200-400 işlemde 1′dir. İşlemi yapan kişinin tecrübesi ile düşük riski arasında ilişki olduğu düşünülmektedir. Düşük riski erken amniyosentezde daha fazladır. 1998 yılında Kanada’da yapılan bir araştırmada erken amniyosentez sonrası düşük riski %2.6 olarak bulunmuştur. Bu oran ikinci trimestarda yapılan amniyosentezlerde %0.8′dir. Günümüzde kabul edilen görüş amniyosentezin düşük riskini sadece %1 oranında arttırdığıdır (%1 düşük riski taşır demek değildir).
Enfeksiyon: Amniyosentez sonrası enfeksiyon görülme riski 1000′de birden daha azdır. Steril şartların sağlandığı durumlarda son derece nadir olarak görülür.
Su gelmesi: Yaklaşık %1 olguda vajinadan az miktarda sıvı gelebilir. Sıvı kaçağının yeri iğnenin giriş deliğidir. Amniyon zarı 1-2 gün içinde kendini onarır ve sıvı kaçağı kaybolur.
Su kesesinin açılması: Çok nadir karşılaşılır. Bu durumda gebeliğin sonlandırılası gerekir.
Plasenta veya kordonun zedelenmesi : Nadir görülen bir komplikasyondur.
Erken doğum eylemi: Nadir görülen bir komplikasyondur.
İşlemin başarısız olması: Uygun bir giriş alanı bulunamadığında ya da amniyon zarı rahim duvarından ayrılıp içeri doğru bombeleştiğinde iğnenin kese içine girmesi mümkün olmyabilir. Bu gibi bir durumda işlem birkaç gün sonra tekrarlanır.
Bebeğin zarar görmesi : İşlem ultrason altında yapıldığından son derece nadir olarak karşılaşılır. En sık olabilecek olan problem iğne batmasıdır. Bu durum bebekte kalıcı bir zarar yaratmaz.
İşlemin tekrarlanması: Alınan sıvı miktar olarak yetersiz ise ya da çok kanlı ise birkaç hafta sonra işlemin tekrarlanması gerekebilir. Bazı durumlarda tek bir girişte kese içine ulaşılamaz. Birden fazla giriş yapıldığında tüm riskler artar.

İşlem için herhangi bir ön hazırlık gerekir mi?
Hayır. Amniyosentez öncesinde herhangi bir hazırlık yapmanız gerekmez. Bazı durumlarda mesanenizin dolu olması işlemi kolaylaştırabileceğinden doktorunuz su içmenizi önerebilir.

İşlem sırasında acı olur mu?
Hayır. Amniyosentez genelde ağrısız bir işlemdir ancak iğne rahim kasına girerken ve çıkarken adet sancısı tarzında kramplar olabilir. Bundan daha fazla bir rahatsızlık sık karşılaşılan bir durum değildir.Bu nedenle lokal aneztezi uygulanmaz.

İşlem sonrası nelere dikkat etmek gerekir?
Amniyosentez sonrası yatak istirahati ya da aktivite kısıtlaması gerekli değildir. 24 saat süre ile ağır fiziksel aktiviteden kaçınılması, 15 dakikadan daha uzun ayakta durulmaması önerilir.

Eğer kan grubunuz Rh (-), eşiniz de Rh(+) ise işlem sonrasında koruyucu iğne yapılması gerekir.

Çoğul gebeliklerde amniyosentez yapılabilir mi?
Evet. Çoğul gebelikler amniyosentez için kontraendikasyon oluşturmazlar. Eğer mümkün ise tek bir iğne girişi ile tüm bebeklerden ayrı ayrı sıvı almak idealdir. Bir bebeğin kesesine girilip sıvı alındıktan sonra kese içine indigokarmen adı verilen renkli bir sıvı verilir. Bu sıvının bebeğe herhangi bir zararı yoktur. Amaç sıvı alınan bebeği belirlemektir. Daha sonra ultrason eşliğinde diğer bebeğin kesesine girildiğinde eğer renkli sıvı gelir ise yanlış kesede olunduğu belli olur ve bu sayede aynı bebekten iki defa sıvı alınmasının önüne geçilebilir. Tek bir kese içinde bulunan monoamniyotik ikizlerde ise böyle bir şans yoktur.

Normal olarak bulunan bir sonuç bebeğin sağlıklı olacağını garanti eder mi?
Yüksek risk saptanan anne adaylarının %95′inde prenatal testlerin sonucu normal olarak bulunur. Ancak hiçbir perinatal test sağlklı bir bebek için %100 garanti veremez çünkü bazı anomaliler doğumdan önce hiçbir şekilde saptanamaz. Bebeklerin %3-4′ü anomalili olarak doğarlar.

Amniyosentezin kromozomal anomalileri saptamadaki başarısı %99.4 ile %100 arasında değişir.

Amniyosentez ile saptanan anomaliler tedavi edilebilir mi?
Günümüzde pekçok defekt doğum öncesi saptanabilmekte ancak çok azı tedavi edilebilmektedir. Down sendromu gibi genetik hastalıkların tedavisi ne yazık ki mümkün değildir.

Amniyosentez sonrası doktorunuzu aramanız gereken acil durumlar:
Eğer

Kasılmalarınız ya da şiddetli kramplarınız olursa
Vajinal kanamanız olursa
Vajinal sıvı kaçağı fazla miktarda olur ya da 1-2 günden uzun sürerse
Ateşiniz 37.5 derecenin üzerine çıkarsa
Kötü kokulu bir akıntınız olursa zaman kaybetmeden doktorunuzu aramalısınız


Archived under kadın sağlığı Yorumlar

$kod