genel sağlık

Kabızlık Nedir? Ne Yapılmalıdır?

Dışkılamanın yani defekasyonun üç gün­den daha seyrek veya normalden da­ha katı olarak yapılması halinde kabızlık­tan yani konstipasyondan söz edilir. Baş­ka bir deyişle ağızdan aldığımız besinle­rin 24-48 saat içinde barsakları terketmemesi ve gecikmesi halinde barsak tem­belliği var demektir. Mutlak kabızlık (orga­nik kabızlık) bağırsak tıkanması sonucu meydana gelir ki, bazı hastalıkların (ileus, kolon kanseri, konjenital megakolon yani Hirschsprung hastalığı vb.) teşhis belirtisi olarak çok önemlidir. Kabızlık çok kimsede barsakların çalış­masının bozukluğu sonucu görülür. Buna sebep çok kere kötü alışkanlık ve ıkınma yetersizliğidir. Yani alınan besinlerin barsaklardan geçişi normaldir. Besin artıkla­rı dışkı şeklinde ortalama 18 saat sonra barsağın son bölümüne yani rektuma ulaşmaktadır. Ancak dışkılama refleksi geç uyandığından, çeşitli nedenlerle tuvalete gitmeyi ihmal eden kimse rektumunu boşaltamamaktadır.

Read the rest of this entry »

Archived under genel sağlık Yorumlar

Klitoris nedir ve fonksiyonu nelerdir ?

Dölyolunun,vulvanın dudaklarının birleştiği açılış kısmının üst tarafında bulunan yumru biçiminde küçük bir yapıdır.Klitoris seks ilişkilerinde zevk almakta önemli bir rölü olmakta ve karıkoca seks ilişkilerinde mühim bir yeri bulunmaktadır.Klitorisin yapısı erkeğin tenasül organına çok benzer.

Klitoris, kadınlarda vajinanın üstünde bulunan erektil cinsel organ. Erkek penisinin homoloğudur. Ancak penis gibi idrar kanalı tarafından delinmemiştir, başlıca işlevi cinsel haz alınmasıdır. Üzerinde ortalama 80.000 sinir sonlanması vardır. Bu rakam penisteki sinir sonlanmalarının iki katıdır ve tüm organlardaki sinir hücresi sonlanmasından fazladır.

Klitoris de penis gibi sertleşmektedir.Kadınların en çok haz ettikleri bölgeleri olup eğer embiriyonik çağda testesterona maruz kalma olursa büyüyerek penisi oluşturur.

Archived under genel sağlık Yorumlar

kolanın zararları, diyet kolanın zararları nelerdir?

Kola kutularının üzerindeki ‘Soğuk içiniz!’ yazısı lezzet için yazılmamış.Hadise ABD de geçiyor.Ancak bildiğiniz gibi Türkiye’de de birçok kişi diyet kola içiyor. Siz de içiyorsanız, okuduktan sonra fikrinizi değiştireceğinize eminim!

2001 Ekim’inde kız kardeşim çok hastalandı. Mide spazmları vardı, dolaşmakta zorlanıyordu, yürümekte başlı başına problemdi. Sadece yataktan kalkması bile onu tüketiyordu, o kadar çok ağrısı vardı.2002 Mart’ında biyopsiler alındı ve 24 değişik ilaç kullanmaya başladı. Doktorlar kendisine ne olduğunu bulamıyorlardı.O kadar çok ağrısı vardı ve o kadar hastaydı ki, ölmekte olduğunu biliyordu.Hazırlığa başladı. Son bir keyif yaşamak istiyordu, böylece 22 Mart günü(tekerlekli iskemlede olmak kaydıyla) Florida’ya gitmeyi planladı.19 Mart günü testlerinin nasıl geçtiğini öğrenmek için kendisini aradım.Testlerde bir şey bulunamadığını ama kendisinde MS(multiple skleroz) olduğunu düşündüklerini söyledi. Çok şaşırdım sonra bir arkadaşımın ban e-mail olarak gönderdiği bir yazıyı hatırladım ve ona sordum: ‘Diyet kola içiyor musun?’ ‘Evet!’ dedi. O anda da bir tanesini açıp içmek üzere olduğunu söyledi.Açmamasını ve diyet meşrubat içmemesini söyledim, bahsettiğim yazıyı e-maille kendisine gönderdim. Telefon konuşmamızdan 32 saat sonra beni aradı, diyet meşrubat içmeyi bıraktığını ve yürüyebildiğini, merdiven çıkabildiğini ve adale spzmlarının kaybolduğunu söyledi. İyileşmemişti ama kendisini kesinlikle daha iyi hissediyordu. Makaleyi doktorlarına göstereceğini ve eve dönünce beni arayacağını söyledi. Beni aradı, doktoru çok etkilenmişti ve diğer MS hastalarını arayarak suni tatlandırıcı(Aspartam) kullanıp kullanmadıklarını soracağını söylemişti. Çünkü insanlar diyet meşrubat içindeki aspartam maddesiyle zehirleniyor ve yavaş yavaş ölüyorlardı. 22 mart’ta Florida’ya giderken tek bir hap almıştı-Bu da zehirlenmeye karşı olan haptı!- iyileşme yolundaydı ve yürüyebiliyordu! Tekerlekli iskemle olmaksızın! Bu makale hayatının kurtulmasına vesile olmuştu. İşte hayat kurtaran o meşhur makale: Etikette ‘şekersiz’ yazıyorsa ASLA KULLANMAYIN! Çeşitli markalarla pazarlanan ‘aspartam’ hakkında Dünya Çevre Konferansı’nda bir konuşma yapıldı. EPA’ya yönelik bir yazıda 20012de Birleşik Amerika’da multiple sklerosis ve sistemik lupus salgını olduğu, hangi zehrin bunun yaygın hale gelmesine neden olduğunun anlaşılamadığı belirtilmiş. Aspartam neden tehlikeli? Bu suni tatlandırıcının ısısı 86ºF(30ºC. 1 Fahrenheit 1.8 Santigrat derece. 32ºF=0ºC) seviyesine ulaşınca içindeki metil alkol formaldehite sonra da formik aside dönüşüyor; bu da metabolik asidosise yol açıyor. Metanol zehirlemesi diğer şartları açısından multiple sklerosise benziyor. Doktorlar insanlara yanlışlıkla Multiple Sklerosis(MS) teşhisi koyuyor. MS ölüme yol açmazken metanol zehirlemesi öldüdrücü oluyor. (Şişelerde,kutularda ‘soğuk içiniz’ yazılıdır. Devamı şöyle olmalı idi: ‘Soğuk içmezseniz zehirlenirsiniz.’) Sistemik lupus da neredeyse en az MS kadar yaygın hale geldi, özellikle ‘diyet kola’ içenler arasında! Kurban genellikle suçlunun aspartam olduğunu bilmiyor.Kullanmaya devam ediyor, lupus da artık hayatı tehdit edecek seviyeye ulaşıyor. Diyet içecekleri bıraktıktan sonra sistemik lupus hastalarının asistemik hale geldikleri görüldü.MS teşhisi konan hastalarda (aslında bunlar metanol zehirlemesi hastalarıydı!) semptonların çoğu kayboldu.Görüş yeteneğinin geri kazanıldığını ve işitme duyusunun önemli ölçüde iyileştiği görüldü.Bu, tinnitus vakalarında da geçerliydi.Bir konferansta ‘ Aspartam kullanıyorsanız (NutraSweet,Equal,Sponful vs.) ve fibromalji,spazmlar,ani ağrılar,bacaklarınızda uyuşma,kramp,vertigo,bulantı,baş ağrıları,tinnitus,eklem ağrısı,depresyon,endişe atakları,bozulan konuşma, bulanık görme veya hafıza kaybı semptomlarından şikayetçiyseniz muhtemelen aspartam hastası olunduğu söylendi. Konuşma sırasında bazı kişiler ‘Bu semptomlardan bazıları bende de var.Bundan kurtulmak mümkün mü?’ diye sordular. Cevap olarak; ‘Evet! Diyet meşrubat içmezseniz ve gıda etiketlrinde yazılı aspartam kelimesine dikkat ederseniz, evet!’ verildi. Çok ciddi bir problemle karşı karşıyayız.Bir hastanede hemşire ağır diyet kola bağımlısı 6 arkadaşının tamamında MS problemi olduğunu belirtmiş.Bu asla tesadüf değildi! Unutmayın ki, ‘diyet kola’ asla bir diyet ürünü değildir. Kongre raporuna göre karbonhidrat birikimine neden oluyor ve sizi şişmanlatıyor. Formaldehit yağ hücrelerinde depolanıyor, özellikle kalça ve basenlerde birikiyor. Dr. Roberts bir kere bu ürünleri bırakınca ekstra spor yapmaksızın deneme süresi içinde 19 kilo kaybeden hastası olduğunu belirtiyor. Aspartam özellikle şeker hastaları için tehlike. Hastalarında retinopati olan hekimlerle görüşülmüş ve aslında hastalarındaki semptomların sebebi aspartamdı. Aspartam kan şekerinin kontrolden çıkmasına yol açıyor. Bu yüzden şeker hastası, proteinde bulunan diğer amino asitler olmadan aspartik asit ve fenilalanin maddelerinin nörotoksik hale gelmesiyle hafıza kaybından şikayet ediyor. Aspartik asit ve fenilalanin kan beyin bariyerini aşıyor ve beyin hücrelerini harap ediyor, şeker hastalarında (şeker hastası olmayan kişilerde de) çeşitli tipte beyin hasarı, nöbet hali, depresyon, manik depresyon, panik ataklar, öfke ve şiddetler görülüyor. Dr. Roberts doğum arızalarına, yani gebe kalma ve ilk gebelik döneminde tüketilmesi halinde zeka geriliğine sebep olabileceği konusunda uyarıyor. Bu konudaki literatür. Excitotoxins: The Taste That Kills( öldüren tat),Dr. Russel Blayblock(Healt Pres) ve Defence Against Alzheimer’s Disease(Alzheimer hastalığına karşı savunma),Dr. H.J. Roberts. Dr. Roberts aynı zamanda diyabet uzmanıdır.Bu hekim aspartamın öldürücü etkisini gösteren vakaların yer aldığı bir çalışma yayınladılar. American College of Physicians Konferansı2na göre ‘ Bu ölümcül zehrin sebep olduğu nörolojik hastalıklar salgınından bahsediyoruz.’ Aspartamın 100 farklı üründe bulunduğuna dair kongre tezleri mevcut. İlk tezden sonra peş peşe iki tez sunuldu ama faydası olmadı.hiçbir şey yapılmadı.

Archived under genel sağlık Yorumlar

Kan şekeri yükselmesi, ilk yapılması gerekenler

Kan şekerini belirleyen nedir ?
Bir öğünü takiben kana geçen glikoz miktarı ile bu şekerin kandan uzaklaştırılma hızı arasındaki denge kan şekeri düzeyini belirler. Glikozu kandan uzaklaştıran en etkili mekanizma pankreastan salgılanan insülin hormonunun özellikle kas ve yağ dokusuna fazla glikozu sokmasıdır. Diyette kan şekerini belirleyen en önemli komponent elbette karbonhidratlar (şekerler)ıdır. Ancak yağlar da glikoz emilimini yavaşlatarak etki ederler. Proteinler de insülin salgısını artırarak glikozun kandan uzaklaştırılmasına yardım ederler.

Diyetteki karbonhidratların hem miktarı hem de tipi kan şekerini etkiler. Böylece belirli gıdaların içerdikleri karbonhidrat miktarı ve tipine göre kan şekerine etkileri farklıdır. Son dönemlerde gıdaların kan şekerine etkilerine göre glisemik indekslerinden bahsedilmektedir.

Glisemik indeks tüketilen bir gıda ürününün içindeki karbonhidratlarının kan şekeri üzerine olan etkisinin bir ölçüsüdür. Bazı gıdalar kan şekerini hızla yükseltirken, diğerleri daha masum bir yükselmeye neden olurlar.

Bilimsel olarak bu indeks yenilen bir öğünden iki saat sonra kan şekerinin düzeyi ile ilişkilidir. Referans değer beyaz un veya glikozun kendisidir. Örneğin, 100 gram beyaz un kaynaklı glikoz yendiğinde iki saat sonra ölçülen kan şekeri %100 kabul edilir. İçinde 100 gram farklı türde karbonhidrat olan bir öğün yendiğinde kan şekerini bu kritere göre ne kadar değiştirdiği gözlenir. Eğer örneğin %20 daha az yükseltiyorsa o öğünün ya da gıdanın glisemik indeksi %80ıdir. Yani kan şekerini beyaz un veya glikozun kendisinden daha az (%20) yükseltiyordur. Bu nedenle temel olarak gerek diyabetli bireylerin gerekse sağlıklı yaşamak isteyenlerin glisemik indeksi düşük gıdalar yolu ile karbonhidrat almaya dikkat etmeleri yararlı olacaktır.

Aklınıza gelebilecek bir soru şu olabilir; madem kan şekeri yüksekliği çok zararlı, o zaman diyetten tüm karbonhidratı çıkaralım ya da Atkinson doğru mu söylüyor? Bu sorunun tek ve kesin yanıtı hayırıdır. Çünkü kan şekeri son derece önemlidir ve vücudun olmazsa olmazıdır. Zararlı olan onun yüksekliğidir. Vücudumuzdaki bir trilyon sinir hücresi, 25 trilyon kırmızı kan hücresi ve diğer bazı hücreler (üreme hücreleri, bazı böbrek hücreleri vs.) enerji üretmek ve yaşamak için kan şekerine muhtaçtırlar. Bu nedenle kan şekerimiz düştüğünde sinir hücrelerimiz iyi çalışamaz ve kişi bayılır.

Vücudumuzda kan şekerini düşürmek için tek hormon varken (insülin) düşen kan şekerini yükseltmek için ise en az dört hormona görev verilmiştir (glukagon, böbrek üstü bezi hormonları adrenalin ve glikokortikoidler ve büyüme hormonu). Bu nedenle kişinin günlük enerji gereksiniminin ortalama %45-65ıi mutlaka karbonhidrat kaynaklı olmalıdır ve kan şekeri asla normalin altına düşürülmemelidir.

Archived under genel sağlık Yorumlar

Kızılay Kan İstasyonları, adresleri, telefon numaraları

AYDIN KAN İSTASYONU
Hasan Efendi Mah. Kızılay Cad. No . 45 Kat : 1
0 256 213 77 31

ÇANAKKALE KAN İSTASYONU
Adres: Kemalpaşa Mah. Kızılay Sok. No : 16
0 286 217 12 84

İSKENDERUN KAN İSTASYONU
Çay Mah. 102. Sok. No: 19
0 326 613 63 28
0 326 613 63 27

İZMİT KAN İSTASYONU
Kızılay İş Hanı
0 262 321 22 34

ÖDEMİŞ KAN İSTASYONU
Ulus Meydanı No : 3 0 232 544 86 85

UŞAK KAN İSTASYONU
Milli Egemenlik Cad. No : 6
0 276 224 03 86

KARABÜK KAN İSTASYONU
Karabük Kızılay Binası
0 370 412 47 74

SİNOP KAN İSTASYONU
Sinop Kızılay Binası
0 368 261 27 23

MANİSA KAN İSTASYONU
Avni Gemicioğlu Cad. No: 83
0 236 231 77 86

RİZE KAN İSTASYONU
Rize Kızılay Binası
0 464 213 29 29

Archived under genel sağlık Yorumlar

Parmak Çıtlatmak, neden yapılır, zararları nelerdir?

Kimi insanlar, her iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek ve onları gererek ses çıkartırlar, yani çıtlatırlar. Çoğumuz buradan gelen sesin kemiklerden geldiğini sanırız, hatta rahatsız oluruz ama nedense bunu yapanlar durumlarından memnun görünürler. En çok ve kolaylıkla çıtlattığımız yerler vücudumuzda en çok bulunan sürtünmeli eklem yerleridir. Bu tip eklem yerlerinde, örneğin, parmaklarınızda, iki kemiğin birleştiği yerde bir bağlantı kapsülü ve bu kapsülün içinde de, kemiklerin hareketleri sırasında, buraları yağlayan bir sıvı bulunmaktadır. Bu sıvının içinde erimiş durumda oksijen, nitrojen ve karbondioksit gazları bulunur. Vücudumuzda en kolay çıtlatabileceğimiz eklem yerlerimiz parmaklarımızdır. Parmaklarımız gerilince ve eklem yerlerimiz düzleşince bu kapsül de gerilir. İçindeki sıvının basıncı azalır ve gaz kabarcıkları patlamaya başlar. İşte duyduğumuz bu seslerdir. Patlayan kabarcıklar sonucunda gazlar bu sıvıyı terk eder, sıvı daha da genleşir ve eklem yerinin hareket yeteneğini artırır. Kuşkusuz ki eklem yerinin gerilmesi, bu kapsülün boyu ile sınırlıdır.
Eğer parmaklarınızı çıtlattığınız anda röntgenini de çekmiş olsanız, eklem içinde oluşan gaz kabarcıklarını görebilirsiniz. Bu olay eklem yerindeki hacmi yaklaşık yüzde 15-20 artırır. Aynı parmağınızı arka arkaya çıtlatamazsınız. Bir süre beklemeniz gerekir, çünkü gaz kabarcıklarının sıvı içerisinde tekrar oluşması biraz zaman alır. Tüm bu açıklamalar, deneylerle kanıtlanmasına karşın, yine de bu kadar küçük gazın, bu denli büyük bir ses çıkartabilmesinin nedeni hala anlaşılmış değildir.

Ayrıca detaylı çalışmalar göstermiştir ki, çıtırdama sırasında iki ayrı ses duyulmaktadır. Birincisinin gaz kabarcıklarının patlaması olduğu biliniyor. İkinci sesin ise kapsülün uzama sınırına vardığında çıktığı sanılıyor.

Peki, parmaklarımızı çıtlatmak vücudumuz için zararlı mıdır? Bunu alışkanlık biçimini getirenlerde, eklemler çevresindeki yumuşak doku zarar görmekte, parmaklar şişmekte, dolayısıyla elin kavrama gücü azalmaktadır.

Archived under genel sağlık Yorumlar

Ses Kısıklığının Nedenleri nedir?, nasıl önlenir?, tedavisi

Sesi oluşturan mekanizma aslında oldukça basittir. Ses telleri denilen kas sistemi, kıkırdaklar ve sinirlerle uyarılarak açılır ve kapanır. Açıldıkları zaman nefes alırız. Kapandıkları zaman ise aşağıdan, yani akciğerlerden gelen hava, iki ses telinin arasından geçerken bir vibrasyon oluşturur. Bu da sesin oluşmasını sağlar.

Boğazımızdaki yani burnumuzun arkasındaki geniz boşluğumuz ve ağız boşluğumuz bunun rezonansını verirken, dilimiz de karakterini verir. Sesin ana mekanizması olan ses tellerinde oluşabilecek herhangi bir oluşum, hastalık ya da problem ses kısıklığına yol açabilir.
* Üst solunum yolu enfeksiyonları:
Ses kısıklığının en sık görülen nedeninin üst solunum yolu enfeksiyonları olduğunu belirten Acıbadem Hastanesi Bakırköy KBB Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz, bu gibi durumlarda sesin birkaç gün kadar hiç çıkmayabildiğini söylüyor:
“Üst solunum enfeksiyonu yaşayan örneğin sinüziti olan bir kişi, ses tellerine doğru akıntısı olduğu için öksürmek zorunda kalır. Öksürük travması, seste daha çabuk yorulmayı getirdiği için ses kısıklığı yaratan başlıca sebeplerden biri.”

* Sesin yanlış kullanımı:
Prof. Dr. Öz, günümüzün modern dünyasında sesin yanlış kullanımına bağlı ses kısıklıklarının da sıkça görülmeye başlandığını vurgulayarak, “Sesini daha profesyonel kullanan insanlar yani öğretmenler, doktorlar, avukatlar, çağrı merkezleri çalışanları veya pazarcılar gün içinde çok sık veya çok yüksek tonda konuşmak durumundalar. Bunların bir kısmı yoğun ve gürültülü ortamlarda çalıştıkları için sesini yanlış kullananlar daha çok bu gruplardan çıkıyor” diyor.

Sesi yanlış kullanmak aslında normal ses tonundan daha yüksek tonda konuşmak ve yüksek tonda uzun süre konuşmak anlamına geliyor. Çevresel faktörler nedeniyle sesi yükseltmek, sesin kısılmasına yol açacak kadar sesi yanlış kullanmaya sebep olabiliyor. Uzmanlar sesini yoğun kullanmak zorunda olan kişilere özellikle bol su içmelerini öneriyor.

Prof. Dr. Öz, “İnsanlar konuşurken su içtikleri ve ses tellerini ıslak tuttukları sürece, ses telleri çok daha rahat çalışır. Islak bir ortamda, kaygan bir zeminde, aşağıdan gelen havayla çok daha iyi titreşirler” diyor.

Nemli, klimalı veya basınçlı ortamlar da ses kısıklığına sebep olabilen faktörler arasında. Örneğin uçakta bağırarak konuşmak sesi yoran bir yanlış ses kullanımı.

* Reflü ve alerji:
Ses kısıklığına sebep olan hastalıkların başında ise reflü yer alıyor. Yapılan araştırmalara göre ses kısıklığı nedenlerinin yaklaşık yüzde 64’ü reflü nedeniyle oluşuyor. Midedeki asidin yemek borusuna kadar gelmesi ve bu asit salgısının yemek borusunun dışına çıkıp ses telleri üzerinde zehirleyici (toksik) bir etki yapması ses kısıklıklarına sebep oluyor. Buna larengofarengeal reflü deniyor. Bu durumlarda hasta sürekli olarak sesini temizlemek zorunda kalıyor.

Ses kısıklıklarına neden olan bir diğer faktörün alerji olduğunu belirten Prof. Dr. Öz, alerjik bir insanın özellikle alerjenle karşı karşıya kaldığı dönemde sıkıntılar yaşadığını vurgulayarak, “Bahar aylarında kişinin sesinde yorgunluk, ses tellerindeki ödemden dolayı bir kabalaşma olur. Bu dönemde sesini yorması ve ona daha fazla güç vermeye kalkışması yanlış bir kullanımdır” diyor.

* Nodül ve polipler:
Tüm bu yanlış kullanımlardan bir ya da birkaçı birleşerek ses telinde nodüle neden oluyor. Her iki ses telinde de simetrik olarak oluşan nasırlaşma gibi kabarıklıklara nodül deniyor. Nodül tamamen yanlış kullanma sonucunda oluşuyor. İnsanların kendilerini ses kısıklıklarından korumalarının en önemli yolu seslerini doğru kullanmayı öğrenmeleri. Nodül çok uzun zamanda gelişiyor. Örneğin bir öğretmenin işe başladıktan hemen sonra sesinde nodül oluşmaya başlarsa, belirtisi olan ses kısıklığı bir hafta sonra değil en az 3 ay sonra ortaya çıkıyor.

Polip ise yine sesin yanlış kullanımına bağlı olarak gelişen akut bir travma. Bilinçsiz bir şekilde yapılan ani bir bağırmaya bağlı olarak oluşan küçücük bir kanamayla ses telinde polip oluşuyor. Bağırırken sinirli olmak ve aşırı gerginlik de polipe neden oluyor. Oldukça sık görülen polipler bir günde ses kısıklığı yaratıyor. Hastalar genelde, maça gidenler, sinirli bir şekilde çocuğuna bağıranlar veya pazarcılardan oluşuyor.

* Kist ve papillom:
Ses kısıklığını yaratan bir diğer faktör ise kist. Ses telinin içinde yer alan kist, oradaki salgı üreten bezlerin tıkanmasıyla oluşuyor. Kist en fazla öksürükle birlikte görüyoruz. Örneğin yoğun bir üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında öksüren bir kişide kist oluşabiliyor. Kist oluştuktan sonra ise, seste yorgunluk ve çatallanma oluyor. Özellikle çatallık kistin çok tipik bir örneği.

Selim lezyonlar da ses kısıklığına yer açabilen faktörlerden. Selim lezyonların hiçbiri kanser değil ve dikkatli muayene edilip doğru tanı konulduğunda cerrahi tedavi sayesinde gayet başarılı sonuçlar almak mümkün.

İyi huylu bir tümör olan papillom hastalığı da ses kısıklığına sebep açan faktörlerden biri. Bu hastalığın en büyük özelliği ise sürekli tekrar etmesi. Bu yüzden tedavisinde kullanılan lazer cerrahiyi de tekrar etmek gerekiyor. Erişkin kişilerde kanserleşme riski olan papillom, hep kontrol altında tutulması gereken bir hasta grubu. Çünkü sağlıklı dokuda bile hücrelerin içinde bu virüsü bulabilmek mümkün. Cerrahi tedavi başarısı ses kalitesi açısından bakıldığında çok yüksek oranda olmayabiliyor.

* Reinke ödem:
Ses kısıklığına neden olan bir diğer hastalık, ses tellerinde oluşan ve Reinke adı verilen ödem. Özellikle sigara içen kadınlarda görülen bu hastalık, kadınlarda erkek gibi kalın sesle konuşma şeklinde kendini gösteriyor. Reinke, çok konuşan, reflüsü olan, günde bir paketin üzerinde sigara içen kadınların hemen hepsinde oluşan bir problem.

* Diğer sebepler:
Ses kısıklarının nadir görülen sebeplerinden biri de doğumsal bozukluklar. Bunların arasında en sık görülen, ses tellerinin yapışık olması ve birbirlerinden ayrılmamış olması. Doğumsal bozuklukların tedavisinde çok küçük yaşlarda çok iyi sonuçlar elde edilmese de, daha ileri yaşlarda bu başarıyı yakalamak mümkün. Hipertansiyon ilaçları, doğum kontrol hapları gibi östrojen ilaçları da ses tellerinde kuruma yaptığı için ses tellerinin daha çok yıpranmasına neden olabiliyor.

MUAYENE VE TANI
Ses kısıklığı olan bir hastanın yapması gereken ilk şey vakit geçirmeden bir KBB uzmanına başvurmak. Ses tellerinin muayenesinde eskiden sadece ayna kullanılırken günümüzde artık mikro kameralı endoskoplar ve stroboskop kullanılıyor. Aynalar ise bugün hala ses tellerinin gerçek rengini ve hareketliliğini görebilmek için kullanılan araçlardan biri. Ancak mikro kameralı endoskopların avantajları oldukça fazla.

Prof. Dr.Öz, “Kameralarla elde ettiğimiz görüntüleri bilgisayarda saklayabildiğimiz için hastayı defalarca muayene etmek yerine, kaydı defalarca seyredip değerlendirebiliyoruz. Bu hastaların tedavi sonrası ve öncesi durumlarını rahatlıkla karşılaştırabiliyoruz. Ses tellerinin yavaşlatılmış hareketlerini izleyebilmek için ise stroboskop kullanıyoruz. Stroboskop sayesinde bir ses telinin diğerinden farklılığını, ses tellerindeki dalgalanmayı izliyoruz. Bu dalgalanma bize ses teli içinde veya dışındaki kitle, lezyon veya hastalık konusunda fikir verebiliyor” diyor.

Uygulanan bir diğer muayene yöntemi hastalığın sesiyle ilgili akustik analizler, yani ses değerlendirmesi. Ancak bu analizler, kişinin sesi gününe, psikolojisine ve duygusal durumuna göre değiştiği için birkaç kez tekrarlanmayınca sağlıklı sonuçlar vermiyor.

Tanıdaki en önemli unsurlardan biri, hastanın kanserle mi yoksa kanser dışı bir durumla mı karşı karşıya olduğunu belirlemek. Prof. Dr. Öz deneyimli bir KBB hekiminin muayene sırasında nodülü, polibi, kisti hatta papillomu bile birbirinden ayırt edebildiğini belirtiyor. Prof. Öz şöyle konuşuyor:
“Ancak şüphelendiğimiz bir durumda mutlaka dokudan biyopsi alıyoruz. O kadar çok birbirine benzeyen, birbirini taklit eden unsur arasından ayrım yapamama riski her zaman var. Araştırmalar muayenede konulan tanının, ameliyathanede mikroskopla bakıldığı zaman yüzde 31 oranında değişebileceğini gösteriyor bize.”

TEDAVİ YÖNTEMLERİ
* Nodüller:
Nodülün tedavisinde sesin düzelmesi için hastaya ses terapisi uygulanıyor ve sesini düzgün kullanması öğretiliyor. Öncelikle nodüle yol açan ve sesini yanlış kullanmasını etkileyen faktörler belirleniyor. Daha sonra hastayı bunlardan arındırma çalışmaları başlıyor. Nodülde, cerrahi tedavi en son düşünülen yöntemlerden biri. Ancak nodülün dışındaki polip ya da kist gibi tüm hastalıklarda cerrahi tedavi uygulanıyor. Bu hastalıkların altında da sesin yanlış kullanımı olduğu için, bu hastalara da operasyon öncesi ya da sonrasında mutlaka ses terapisi öneriliyor.

Ses terapisi, bir kişinin sesini düzgün bir şekilde kullanabilmesini hedefleyen bir tedavi yöntemi. Bu yöntemde hastanın sesini kullanırken, postürü, boynunun yapısı, ağzının açılması, dilini kullanma şekli, diyaframı ve nefes alışı ile ilgili her şey öğretiliyor. Eğitimli ses terapistleri tarafından uygulanan bu yöntem, gırtlak kanseri gibi hastalıkların da rehabilitasyonunda önemli bir rol oynuyor.

* Reflü:
Reflü ise medikal tedavi ve hastanın yaşamında gerekli değişimlerin yapılmasıyla tedavi ediliyor. Hastanın kilo almaması; çikolata, çay ve kahve tüketiminden kaçınması; çilek ve domates yememesi; egzersiz yapması ve stresten, yağlı yiyeceklerden ve sigaradan uzak durması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Öz, ses sanatçılarının da performansını düşürebilecek bir hastalık olan reflünün tedavisinin öncelikle hastanın hayatını düzene sokmaktan geçtiğini söylüyor.

* Gırtlak (Larenks) kanseri:
En çok 40 ve 60 yaşları arasındaki erkeklerde görülen gırtlak kanseri, kadınlarda daha genç yaşlarda görülen bir hastalık. Gırtlak kanserinde, koruyucu hekim anlayışının çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öz, hastalara ilk olarak eğer sigara içiyorsa mutlaka bırakması, içmiyorsa hiç başlamaması gerektiğinin önerildiğini söylüyor.

Sigara içmeyen insanların neden gırtlak kanseri olduğuna dair yapılan araştırmalar da var. Bu araştırmalar reflünün gırtlak kanserinin altındaki en önemli etken olduğunu kanıtlıyor. Reflünün ardından ise alkol kullanımı geliyor. Alkol tek başına kanser yapmasa da reflüyü artıran, tetikleyen bir etkiye sahip. Alkolün etkisi sigarayla birleştiği zaman ise gırtlak kanseri oluşumu riski artırıyor. Pek çok kanser türünde olduğu gibi gırtlak kanserinde de erken teşhis çok önemli. Çünkü tanı ne kadar erken koyulursa tedavi başarısı ve 5 yıllık yaşam şansı o kadar yüksek oluyor. Hastalık erken evrede yakalanırsa, cerrahi tedaviden de radyoterapiden de aynı sonucu elde etmek mümkün. İki tedavi yöntemi arasında da bazı farklılıklar mevcut. Cerrahi tedaviden sonra ses kalitesinde biraz bozulma ve kısılma olabiliyor. Çünkü ses telinden kanserli bölge tamamen çıkartıldığı için ses telinin gücü azalıyor ve iki ses telinin karşı karşıya gelişi olması gerektiği gibi olmuyor. Radyoterapi de ise ses kalitesinde bu bozulma yaşanmıyor. Ayrıca cerrahi tedavi çok kısa bir sürede yapılırken, radyoterapi haftalarca sürebiliyor. Hastalık eğer ileri evredeyse o zaman cerrahi tedavi ön plana çıkıyor ve radyoterapi destekleyici rol oynuyor. Erken evredeki tedavi başarısı yüzde 99’lara yakınken, bu oran hastalığın evresi ilerledikçe düşüyor. Bu yüzden yaşanılan ses kısıklığı problemi bir haftanın üzerine çıktığı zaman, mutlaka bir KBB hekimine başvurmak gerekiyor. Çünkü ses kısıklığı normal bir şey değil ve mutlaka nedeninin belirlenmesi gerekiyor.

Archived under genel sağlık Yorumlar

Antreman nedir?, yapılırsa yararları nelerdir?

Antrenman seansı, çalışmaya ayrılan zaman süresi olarak tanımlanır. Fizyolojik yararları üst düzeye çıkarmak için bazı kurallara uymak gerekir. Şöyle ki; bu süre ısınma (hazırlık), ana bölüm ve bitiş olarak bölünmelidir.

Isınma; gelecek olan çalışmalara organizmayı fiziksel, fizyolojik ve psikolojik olarak hazırlamayı amaçlar. Vücudun istirahat durumundan çalışma durumuna geçişini kolaylaştırır. Çalışma süresinin 1/10 bir süreyi içermelidir. Yani 50 dakikalık bir seans için en az 5 dakika ısınmak gerekir.

Şayet seans yalnızca yürüyüşten oluşacaksa ısınmaya gerek yoktur, yürüyüş organizmanın olağan aktivitesidir. Isınma eklemleri, kasları ve dolaşım-solunum sistemini uyaran egzersizleri içermelidir. Bunun için 3-4 dakikalık yavaş koşu sonrası üst üyelerden başlayan ve tüm kas guruplarına yönelik esneklik hareketleri yapılmalıdır.

İyi bir ısınma sonucu;
-kasların esnekliği artar,
-eklem hareketliliği artar,
-solunum-dolaşım sistemi çalışmaya hazır hale gelir,
-enerji üretimi için gerekli enzimlerin aktiviteleri iyileşir.

İyi bir ısınma belirtileri;
-kalp ritminde yükselme,
-solunum frekansında artış,
-hafif terleme,
-soyunma ihtiyacı.
Isınma miktar ve kalite olarak ideal düzeyde olmalıdır;
-yetersiz ısınma; yaralanma riski taşır,
-aşırı ısınma; enerji depolarının tükenmesi sonucu, yorgunluğa yol açar.

Sabah yapılacak olan ısınma seansı öğleden sonrakinden daha uzun olmalıdır. Genel olarak, yaşlı bireyler gençlere göre daha uzun bir süre ısınmalı ve ısınma hareketlerinin hızını yavaş yavaş artırmalıdırlar. Isınma bir taraftan sağlığı korur diğer taraftan sportif performans kapasitesini yükseltir.

Ana bölüm; yapılmak istenilen çalışmanın uygulanacağı bölümdür, antrenman seansının en zor aktiviteleri bu bölümde yer alır. Yürüyüş ya da çok hafif tempo (jog) koşularda göz önüne alınmaz. Fakat kas formunu kazanma ve maksimal kardiyak frekansın önemli bir yüzdesi ile koşmak düşünülüyorsa iyi bir ısınmadan sonra bu bölüme geçilir.Bu bölüm sportif yarışma amaçlı antrenmanlarda çok önemli özellikler içerir, zira orada bir çok kondisyonel özelliğin ard arda, sistematik olarak antrenesi gerekir. Sağlık amaçlı antrenmanların ana bölümü, bir yada iki kondisyonel özelliğin gelişimini hedefler; aerobi kapasite ve kas formu kazanma (kas yapma) antrenmanı.

Şayet bir antrenman seansında bu iki özellik aynı anda antrene edilecekse, sıralamada önce kas formu sonra aerobi kapasite çalışması yer almalıdır.

Bitiş; antrenman seansının sonunda ye alan 5-10 dakikalık bir “toparlanma” süresidir. Tüm seansda elde edilen fizyolojik kazançlar burada pekiştirilir. Çok yavaş olorak uygulanan rahatlatıcı jimnastik hareketlerini ya da biraz hızlı tempo yürüyüşü içerir, hızlı ve zor hareketlerden kaçınılmalıdır. Bu bölümde organizmaya bol oksijen sokularak olası oksijen açığı kapatılır, biriken laktik asit elemine edilir, bir sonraki seansa daha zinde olarak vücudumuz hazır duruma gelir; kas ağrıları oluşmaz.

Şayet seans sonu hızlı hareketler uygulanırsa, ilave laktik asit oluşacağından vücudun toparlanması gecikir.

Uyarı;

Yemek; antrenman öncesi yemek en az 3,5 saat önce yenilmiş olmalı, antrenman sonrası yemek ise 1 saat toparlanma sonrası alınmalıdır.

İçecekler; su, çalışmadan yarım saat önce bir bardak ve çalışma esnasında küçük miktarlarda alınabilir. Kilo alma konusunda, yanlış kanaat olarak, çok terleme ve su içmeme gibi düşünceler vardır. Fazla terleme ile kilo verilmez çünkü ter ile yağ atılmaz, organizmanın % 60 ı su dur, hücre faaliyetleri için su elzemdir, efor esnasında ve sonrası kaybedilen su miktarı alınmalıdır. Bu düşüncenin sonucu olarak fazla terlemek için vücuda “naylon” sarmanın da bir anlamı yoktur.

Archived under genel sağlık Yorumlar

ayakkabı alınırken dikkat edilecekler, önemli bilgiler

Ayak sağlığının korunması için kısa ve geniş topuklu ayakkabıların tercih edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Baktır, ayakkabıların yeri daha iyi kavraması için mümkün olduğu kadar geniş topuklu olması gerektiğini kaydetti.

Erkek ayakkabılarında topuğun boyunun 2-3 santimetreyi, kadınlarda da 3-4 santimetreyi geçmemesi gerektiğini belirten Baktır, şu bilgileri verdi: Topuk ne kadar geniş olursa birim alana düşen yük, o kadar azalır. Bu da ayak sağlığının korunmasında önemli rol oynar. 7-8 santimetre uzunluğunda topuğu bulunan ayakkabı, birim alana düşen yükü artırır ve yükü ayak uçlarına bindirir. Bu da hallux valgus denilen çıkıntılı başparmak sakatlanmasına neden olur. Ayrıca, biyomekanik vücut dengesinin bozulmasına bağlı olarak ayakta kalıcı ağrı ve fonksiyon bozukluklarına yol açar. Topuksuz ayakkabılar ise düztabanlığa sebep olur. Baktır, ayakkabıların ayak tarak kemiğini sıkmaması gerektiğine işaret ederek, ayakkabıda ayağın yerleştiği kısmın, burun sivri bile olsa geniş olması gerektiğini bildirdi.

Archived under genel sağlık Yorumlar

Düşük Belli Kot Zararlı mıdır?, yarar ve zararları nelerdir

Genç kızların rağbet ettiği göbeği açıkta bırakan düşük belli kot pantolonların sağlık açısından zararlı olduğu açıklandı.

ABD de yayımlanan New York Post gazetesinin haberine göre, genç kızların yaygın şekilde giydikleri düşük belli ve göbeği açıkta bırakan kotlar, belkemiğinin altındaki sinirlere baskı yaparak kalçalarda paresthesia adı verilen bir yanma hissine neden oluyor.

Gazetedeki habere göre, Kanada da yayınlanan Canadian Medical Association Journal isimli tıp dergisine bir makale sunan Dr. Malvinder Parmar, göbeği açıkta bırakan kot giyen genç kızları uyararak, eski moda yüksek belli pantolonlara yönelmeleri çağrısında bulundu.

Düşük belli kotların sinirlere baskı yaparak ağrıya neden olduğunu, kalçalarda yanma hissi yarattığını ve belkemiğinde hassasiyete yol açtığını belirten Kanadalı doktor, özellikle arka cepte taşınan kalın cüzdanın bu ağrıyı daha da arttırdığını kaydetti.

Dr. Parmar, kısa süre önce kendisine kalçalarda yanma ve ağrı hissiyle başvuran hafif kilolu 3 genç kadının da 6 ila 8 ay süreyle düşük belli kot giydiklerine dikkat çekerek, bu hastaların 4 ila 8 hafta bol kesimli pantolon giydikten sonra hiçbir şikayetleri kalmadığını belirtti.

Tüm dünyanın yanı sıra New York ta da son derece moda olan düşük belli kotları satan mağazalar ise Kanadalı doktorun uyarısını fazla ciddiye almadılar.

New York un Broadway caddesindeki Jean Outlet mağazasının yöneticisi Michelle Hachey, Genç kızlar belki biraz acı çekiyorlar ama bu kotlarla çok da güzel oluyorlar diye konuştu.

ABD de hip-hop türü müzik yapan şarkıcıların yanı sıra Mariah Carey, Christina Aguilera ve Gwyneth Palthrow gibi yıldızların da katkısıyla düşük belli kot pantolonlar, genç kızlar arasında yaygın olarak giyiliyor.

Archived under genel sağlık Yorumlar

$kod