çocuk sağlığı

Bayanların Kabusu: Düşük

Doğum kontrol hapını bırakır bırakmaz hamile kalan kadınları düşük tehlikesi bekliyor. Prof. Dr. Neşe Kavak, “Gebe kalmayı, doğum kontrol hapını bıraktıktan en az iki ay sonra deneyin” diyor

Doğum kontrol hapları düşükleri artırıyor

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Neşe Kavak kendisi de düşük yaşamış bir doktor. Kavak, hamile kalan her üç kadından birinin başına gelen düşükle ilgili tıp dünyasında yapılan son çalışmalarla ilgili bilgi verdi:

Read the rest of this entry »

Archived under çocuk sağlığı Yorumlar

Çocuğunuzu övmeniz büyük fark yaratır!

Çocuğunuzu övmeniz büyük fark yaratır!

Ebeveynler genellikle çocukları sözlü olarak övmenin ve gülümseme ya da kucaklama gibi diğer sosyal ödüllerin çocuk yetiştirmedeki önemini gözden kaçırırlar. Ebeveyn olarak övgünün

dikkat çekici şekilde iyi davranışlar ya da çocuğun muhteşem bir performansı için saklanması gerektiğine inanabiliyoruz. Çoğu zaman çocukların sessizce oyun oynamak ya da şikayet etmeden ev işlerine yardımcı olmak gibi iyi davranışlarını övme gereği duymuyoruz.
Oysaki araştırmalara göre, olumlu davranışların ilgi ve övgü görmemesi çocukların olumsuz davranışlarını arttırmaktadır. Aslında övgü ve cesaretlendirme, yeni bir beceriyi öğrenirken çocuğun attığı küçük adımları yönlendirmek, olumlu benlik algısını teşvik etmek ve çocukların zor işler karşısında kararlılıkla devam edebilmelerini sağlayan motivasyonu onlara sunmak için kullanılabilir. Maddi ödüllerin aksine, övgü ve diğer sosyal ödüller bakımından sınırsız bir kaynağa sahibiz. Çocukların olumlu davranışlarını övgüyle teşvik etmek çok az vakit gerektirir. “Sessizce oyun oynamana bayılıyorum. Kızıma bakın ne kadar büyümüş” türünden basit bir cümle ya da zamanlaması doğru, içten bir sarılma övgü için ihtiyacınız olan tek şeydir.
Bazı ebeveynler çocuklarını övmeyi nasıl ya da ne zaman yapacaklarını bilmedikleri için çocuk yetiştirmede çok faydalı olan bu yöntemi kullanmazlar.  Oysaki denediğiniz de görürsünüz ki övgü gibi sosyal ödüller kullanmak ve çocuklara olumlu anlamda ilgi göstermek çocuk davranışlarında kısa sürede büyük etkiler yaratmaktadır.
Çocuğunuzu Överken Dikkat Etmeniz Gereken Noktalar:
o Övgü Belirgin Olmalı
Bir yorumun diğer bir yorumla arka arkaya hızlıca sıralandığı övgü şekli bulanıktır ve çok işe yaramaz. Örneğin, “Harika yaptın… Harika çocuk… Süper… Çok güzel…” şeklindeki övgüler övmeye çalıştığınız davranışı açıklamamaktadır.
Açıklayıcı şekilde övmek daha etkilidir. Övgülerde, davranışı isimlendirerek açıklamalısınız. “İyi çocuk…” gibi bir övgü yerine “Senden rica ettiğimde oyuncaklarını topladığın için iyi bir çocuksun” ifadesi daha doğrudur. Olumlu davranışları açıklamanız çocuğunuzun hangi davranışların önemli olduğunu tam olarak anlamasına yardımcı olur.
o Doğru Davranış Övülmeli
Övgünün uygun davranışın ardından gelmesi kritiktir. Paylaşma davranışı için övgü çocuğunuz oyuncağını arkadaşıyla paylaştığı sırada verilmeli. Eğer çocuğunuz davranışın bütününe bakıldığında olumsuz bir şey yapıyorsa davranışın olası olumlu yönleri de dahil hepsini görmezden gelmek daha doğrudur. Ece, Can ile boya kalemlerini paylaşıyor ama bunu evin duvarlarını çizmek için yapıyorsa övgü almaması daha doğrudur.
o İstekli Olun
Bazı övgüler etkisizdir çünkü sıkıcı bir ses tonuyla hiç göz teması kurmadan ve gülümsemeden yapılmıştır. Aynı kelimeyi arka arkaya düz ve isteksiz bir ses tonuyla söylüyorsanız bu çocuğunuz için teşvik edici olmaz.
Övgü sözcüklerinin etkisi sözsüz yöntemlerle artırılabilir. Çocuğunuza
gülümseyin, onu gözlerinizdeki sıcaklıkla sarın ya da onun sırtını sıvazlayın. Övgü enerji dolu bir şekilde, özenle ve içtenlikle söylenmeli.
o Övgü Anında Verilmeli
Bazen övgü, olumlu davranış gerçekleştikten saatler hatta günler sonra verilmektedir. Maalesef ki, övgü cümleleri zamanla teşvik edici etkisini kaybetmekte ve yapay durmaktadır. Hiç övmemektense gecikmeli de olsa övmek elbette ki daha iyidir ama en etkili övgü şekli olumlu davranışın gerçekleştiği 5 saniye içerisinde verilen övgüdür.
o Bir Davranışın Fark Edilmesi için Mükemmel Olması Gerekmez
Bir davranışı övgü ya da olumlu anlamda ilgi görmesi için mükemmel olması gerekmez. Aslında çocuklar bir davranışa ilk kez eğilim gösterdiklerinde, hedefe ulaşana kadar geçilen her küçük adımda teşvik edilmeye ihtiyaç duyarlar. Diğer türlü, yani övgü alabilmek için yeni davranışı ustalıkla sergileyene kadar beklemeleri gerektiğinde yeni davranıştan tamamen vazgeçebilirler. Yol boyunca attığı her küçük adımda çocuğu övmek gösterdiği çaba ve öğrenme azmi konusunda onu teşvik eder. Bu sürece “şekillendirme” denir ve çocuğu başarıya hazırlar.

Gelişim Uzmanı Psikolog Sinem Olcay

İstanbul Parenting Class

Zeytinoğlu Cad. Arzu 1 Apt.

No:2 Diare:27

Etiler/İstanbul

T&F: 212 351 90 01

sinem@istanbulparentingclass.com

www.istanbulparentingclass.com

Archived under çocuk sağlığı Yorumlar

Bebekler neden ağlar ?

Yenidoğan bebeklerin çok ağlamasının bir sebebi var mıdır?

Bebekler sıkıntı veren her durumda teselli bulmak için yardım aramaya programlanmıştır. Bebeğinizin ağlaması, beyni henüz yeterince gelişmediği için tek başına başa çıkamadığı bedensel hisler için sizden yardım istemesi anlamına gelir. Bebekler ciğerlerini geliştirmek, sizi kontrol etmek için ya da hiçbir neden olmadan boşu boşuna ağlamazlar. Bir şey onlara rahatsızlık verdiğinde size haber vermek ve sizin yardımınızı almak için ağlarlar.

Tüm türler arasında doğduğunda en olgunlaşmamış durumda olan insan yavrusudur. Aslında bebeklerin gebelik süresini anne karnının dışında tamamladığını söyleyebiliriz. Freud?un insan yavrusu için ?dünyaya tamamlanmamış olarak gelir? demesi doğrudur. Yeni doğmuş bir bebeği dışarıdaki bir fetus gibi düşünebiliriz. İşte bu nedenle yani doğduklarında yeterince olgunlaşmış durumda olmadıkları için bebekler çok hassastırlar. Sıkıntıya karşı çok duyarlıdırlar.

Bebeklerde en çok neden ağlar?

Bebekler daha çok fiziksel nedenlerden ötürü ağlarlar. Bir bebek, yorgun ya da aç olduğu ya da bir yetişkinin çok mırıldanması dolayısıyla fazla uyarıldığı için ağlayabilir. Ayrıca bebekler; çok parlak, çok sert, çok soğuk, çok sıcak, çok ani uyaranlar, durumlar ve olayları şok olarak algılayıp ağlayabilirler.

Ebeveynlerin ağlamanın ne anlama geldiğini anlama şansı var mıdır?

İlk başlarda ağlamanın ne anlama geldiğini çözmek zor olabilir ama zamanla ebeveynler ağlamaları çok daha doğru bir şekilde okumayı öğrenirler. Örneğin; zamanla açlık ağlamasını yorgunluk ağlamasından ayırt etmek kolaylaşır. Bazen ise ebeveynler ağlamanın nedenini kesinlikle bilemezler. Ama bunun bir önemi yoktur. Önemli olan bebeğin sakinleşmesi için ona yardımcı olmaktır.

Bebekler en çok ne zaman ağlar?

Ağlama bebek 3-6 haftalık olduğunda en yüksek seviyededir. Bebek, 12-16 haftalık olduğunda ise azalır. Bunun nedeni bu dönemde bebeklerin hareket kabiliyetinin yükselmesi, bir şeyleri tutup onlarla oyun oynayabilmeleri dolayısıyla artık daha az sıkılma ve engellenme yaşıyor olmalarıdır.

Daha büyük bebekler ve 3-4 yaşına kadar çocuklar, dünyaya geçişin yarattığı değişime uyumlanmalarına rağmen açlık, soğuk, yorgunluk, hastalık gibi sebepler yüzünde hala ağlamaya devam ederler. Bunun yanında, ağlamaya neden olan yeni hisler eklenmiştir. Bağ kurduğu ebeveynden ayrılma korkusunun yarattığı panik yüzünden ağlayabilirler. Büyüdükçe hoşlandıkları ve hoşlanmadıkları şeyler; onları korkutan ya da huzursuz eden şeyler netleşir ve her biri bir ağlama nedeni olabilir. Konuşamayan bir çocuk için ağlama genelde ?hayır? anlamına gelir. ?Hayır bir başkasının kucağına gitmek istemiyorum? ?Hayır bu tulumu giydirmenden hoşlanmıyorum.?

Bebek ağladığında ne yapmak gerekir?

Özellikle yaşamın ilk aylarında, bebeklere her ağladıklarında müdahale etmek, sakinleşmeleri için yardımcı olmak gerekir. Yeni doğmuş bir bebek, ağlamayla kaybettiği kontrolünü kendisi yerine getiremez, bunu sadece siz yapabilirsiniz. O nedenle bebeklerin ağlamalarına tutarlı şekilde cevap vermek önemlidir. Araştırma ve gözlemler göstermekte ki ağlamalarına tutarlı şekilde cevap verilen bebekler ilerleyen zamanda daha az ağlayan, daha mutlu ve daha kolay sakinleştirilebilen çocuklar oluyorlar.

Read the rest of this entry »

Archived under çocuk sağlığı Comments (2)

Her Bebeğin Kendine Özgü Bir Mizacı Var Mıdır?

Her Bebeğin Kendine Özgü Bir Mizacı Var Mıdır?

İnsan doğasına dair en çok kabul gören fikirlerden biri her bireyin kendi kişilik özelliklerine sahip olarak dünyaya geldiği görüşüdür. Yani, yeni doğmuş bebeklerin bile karakter bakımından birbirinden farklı oldukları düşünülür.

Gerçekten de her bebeğin, çevreyle etkileşiminde kendine özgü bir tepki verme biçimi yani mizacı var mıdır?

Bebekler arasında davranış bakımından pek çok farklılığının gözlemlenmesi, her bebeğin kendine özgü bir mizacı olduğunun kanıtı olarak görülmektedir. Bebeklerin mizacını değerlendirmek için incelenen davranışsal farklılıklar; aktivite düzeyi, ne kadar çabuk üzüldüğü, beklenmedik bir şey olduğunda nasıl tepki verdiği ve sosyalleşme düzeyi gibi şeylerdir. Bu gibi mizaç özelliklerinin bir çocuğun kişiliğinin oluşumunda temel unsurlar olduğu düşünülür.

Bebeğinizin kendine özgü mizacını değerlendirmek istiyorsanız, bebeğinizin aşağıda açıklanan 9 farklı davranış özelliği bakımından hangi noktada olduğunu gözlemlemeniz iyi bir yol gösterici olur.

Read the rest of this entry »

Archived under çocuk sağlığı Yorumlar

Ebeveyn ile Bebek Arasındaki Özel Bağ

Bebeğinizin sizinle sağlıklı bir bağ kurması ilk bir yılın sosyo-duygusal açıdan en temel gelişim konusudur. Bebeklerin ebeveynle kurduğu bağın içgüdüsel temelleri vardır. Bebekler dünyaya korunma ve güvenlik amacıyla ebeveynin yakınında kalma içgüdüsüyle gelirler. Ebeveynler için de bebekle kurulan bağ aslında içgüdüseldir. Biz de bebeğimizle bir bağ kurmak isteriz. Bebeğimizi korumak ve güvende olmasını sağlamak, ihtiyaçlarını karşılamak için elimizden geleni yaparız.

Read the rest of this entry »

Archived under çocuk sağlığı Comments (2)

Kucağa almak bebeği şımartır mı?

Yeni anneler bebeklerini şımartıyor olduklarına dair pek çok uyarı alırlar. Başkaları bunu söylemese bile bir anne kendisi, bebeğini her ağlayışında kucağına aldığı için ya da bebeğini uyutmak için salladığı için acaba bebeğimi şımartıyor muyum diye endişe edebilir.

Oysaki ilgi ve sevgi görmesi bir bebeği kesinlikle şımartmaz. Ayrıca oluşmuş olan her davranış biçimi ya da alışkanlık bebek büyüdükçe gerekirse değiştirilebilir. Bebeklerin bağ kurmaya ihtiyacı vardır. Özellikle ilk aylarda ağlamalarına tutarlı ve sevgi dolu bir şekilde cevap almaları gerekir. Konu bebeğinize sevgi göstermek ise asla kendinizi durdurmayın. Bebeğinize her dokunuşunuz, her yatıştırma girişiminiz, her besleyişiniz, her sallamanız, her öpücüğünüz, her ilgi ve dikkat gösterişiniz ona yeni tanıştığı dünyanın sevgi dolu, besleyici, iyi bir yer olduğunu öğretir. Böyle yaparak bebeğinizin insanlarla temas kurmanın rahatlatıcı ve iyilik getiren bir durum olduğunu içselleştirmesine yardımcı olursunuz.

Bu söylenenler size mantıklı geliyor olmasına rağmen yine de ?bebeğin her küçük öksürüğüne ya da ağlamasına cevap vermek bebeği kendimize bağımlı hale getirmek olmuyor mu? diye düşünebilirsiniz. İşte bu noktada önemli bir soru çıkıyor ortaya. Duyarlı ebeveyn ne demektir? Duyarlı ebeveyn bebeğin her ağlayışına cevap veren ebeveyn midir?

Evet, duyarlı bir ebeveyn bebeğin her ağlayışına cevap vermelidir. Ama bebeğin ağlayışı karşısında yapılacak en doğru hareket pek çok farklı şey olabilir: bebeği kucağa almak ya da beslemek, ağlaması artacak mı yoksa azalacak mı diye birkaç dakika beklemek, ya da her hangi başka bir müdahale?. Duyalı ebeveynlik yapılacak en doğru hareketin ne olduğu konusunda karar vermektir. Bu bebeğin yanına gitmek ya da gitmemek olabilir. Eğer duyarlılığı bu şekilde değerlendirir ve uygularsanız bebeğinizin kapasitesi ve ihtiyaçlarına daha çok uyumlanırsınız.

Bebeğin bize bağımlı hale gelmesi ise tamamen farklı bir konudur: bebekler tanım gereği zaten yardıma muhtaç ve bağımlıdır. Ayrıca, bağımlı olmak kötü bir şey değildir. Aslında, bebeğinizin sizinle kurduğu güvenli bağ yaşam boyu tatmin edici ilişkiler kurabilme becerisinin temelini oluşturur. Bağımsızlaşma (otonomi) zaman içinde gelecektir.

Bazı bebekler daha çok ten temasına ihtiyaç duyabilir. Bu bebekler, sıkça onu kucağınıza alıp yürümenizi ya da onu sallamanızı isterler. Eğer bebeğiniz bu tip bir bebekse ilk aylarda mümkün olduğunca çok onu kucağınıza alın. Bebeğinizle yakın teması korumanıza yararken ellerinizin serbest kalmasını da sağladığı için bebeğinizi kapalı ortamlarda bile bir askı içinde önünüzde taşımak size yardımcı olabilir. Bebeklerin emme ihtiyacı gibi, tensel temasta kalma ihtiyacı da zamanla azalacak ve bebeğiniz kısa bir zamanda daha bağımsız olmayı başaracaktır. Bu süre içerisinde, daha fazla hareket özgürlüğü istiyorsanız, bebeğinizi bir bebek koltuğuna ya da salıncağına koyabilirsiniz. En başta bebeğinizin bu durumu çok büyük bir değişiklik olarak algılamaması açısından yakınında kalın. Zaman içinde bu tip bir bağımsızlığa toleransı artacaktır.

Read the rest of this entry »

Archived under çocuk sağlığı Yorumlar

Çocuklarda Sinüzit, Hastalığın önlenmesi , tedavisi

Çocuklarda Sinüzit
Sinüsler burun etrafındaki kemikler, üst çene kemikleri ve alın kemiği içinde bulunan hava dolu boşluklardır. Bu boşluklar iltihaplandığında ortaya çıkan enfeksiyona sinüzit adı verilir. İltihaplanmanın nedeni, bakteri veya virüs cinsi mikroplardır, bazen de her iki tür birlikte bulunabilir.


Belirti ve Bulguları :
Sinüzit, belirtilerin süresi 1 aydan kısa ise akut, 1-4 ay arasında ise subakut, 4 aydan uzun ise genellikle kronik olarak gruplandırılır.

Akut sinüzit, farklı yaş gruplarında farklı belirtiler verebilir. Erişkinlerde ve büyük çocuklarda burun tıkanıklığı; sarı, yeşil veya kanlı burun akıntısı; gözlerin etrafında ağrı; diş ağrısı ile karışabilen yanak ağrısı; kafada basınç hissi; öne eğilmekle artan yüz veya baş ağrısı ve kötü ağız kokusu belirtileri bulunabilir. Bazen de kuru öksürük, hafif ateş veya mide rahatsızlığı şikayetleri görülebilir.

Küçük çocuklarda da yukardaki şikayetler bulunabilir, ancak genellikle bu şikayetlerini iyi ifade edemezler. Hastalık, yüksek ateş ve iltihaplı burun akıntısı nedeniyle her zamankinden biraz daha şiddetli ve 10 günden daha fazla uzamış bir “soğuk algınlığı” zannedilebilir.

Subakut sinizit veya kronik sinüzit bulunan çocuklarda belirtilerin süresi bir aydan uzundur. Anormal renkte burun akıntısı, burun tıkanıklığı, özellikle geceleri artan öksürük, horlama ve uyku bozukluğu belirtileri görülebilir. Ateş, akut sinüzitte olduğu kadar sık görülen bir belirti değildir.


Hastalığın önlenmesi :
Günlük hayatınızdaki koşullarda küçük değişikler yaparak çocuğunuzda sinüzit riskini azaltabilirsiniz. Örneğin, kış aylarında, özellikle kaloriferli evlerde iyice kuruyan havayı, solunum yolları için ideal olan %35-%50 nem oranına ulaşacak şekilde bir nemlendirme cihazı ile nemlendirmek yararlıdır. Yaz aylarında çocuğunuz yüzme havuzuna giriyorsa, başını suyun dışında tutmasını ve derine dalmamasını tavsiye ediniz. Sigara içiyorsanız, bırakınız. Çocuğunuz allerjik bünyeliyse, allerji önlemlerine ve tedavisine her zaman özen gösteriniz.


Hastalığın süresi :
Çocukların çoğunda akut sinüzit ya kendiliğinden, ya da antibiyotik tedavisi ile genellikle 2-3 hafta içinde iyileşir. Kronik sinüzit bile antibiyotik tedavisi ile düzeltilebilir.


Evde uygulanabilecek tedavi :
Eğer doktorunuz antibiyotik tedavisi önerdiyse, ilaçları önerilen doz ve sürede kullanınız. Böylece sinüzite neden olan bakteri türü mikroplar tamamen yok edilecek ve tekrar sinüzite neden olacak şekilde üremeleri önlenebilecektir.

Bir nemlendirme cihazı ile oda havasını nemlendiriniz. Eğer çocuğunuz iltihaplı sinüs bölgesinde ağrıdan şikayet ediyorsa, ağrıyan bölge üzerine ılık bir havlu koyarak onu rahatlatabilirsiniz. Eğer doktorunuz onaylıyorsa, burun tıkanklığı için çocuk burun damlalarını 5 günü geçmemek koşuluyla kullanabilirsiniz.


Tıbbi tedavi :
Sinüzit, kullanma süresi 3 haftaya kadar çıkabilen ve genellikle ağızdan verilen antibiyotikler ile tedavi edilir. Doktorunuz antibiyotikle birlikte, dekonjestan maddeler içeren ve daha çok soğuk algınlığı ilacı olarak bilinen ilaçlardan da önerebilir. Allerjiye karşı kullanılan antihistaminikler, allerjik bünyeli çocuklarda yararlı olabilir.


Doktorunuza ne zaman başvurmalısınız ?
Çocuğunuzun soğuk algınlığı 10 günden uzun sürerse veya allerjisi olduğunu bildiğiniz çocuğunuzda belirtiler her zamanki ilaçlarla kontrol altına alınamıyorsa doktorunuza başvurunuz. Sinüzite ait şu belirtilerden biri veya birkaçı varsa doktorunuza başvurunuz: yanaklarda veya gözlerin çevresinde ağrı veya uyuşma hissi; sarı, yeşil renkli, kötü kokulu veya kanlı burun akıntısı; öne eğilmekle artan baş veya yüzde ağrı.

Ankara Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı

Archived under çocuk sağlığı Yorumlar

Boşanmaların Çocuk Üzerinde Etkileri nelerdir?, bilinmesi gerekenler

Boşanma hiç kuşkusuz, çocukların başına gelebilecek en sarsıcı olaylardan birisi ve potansiyel olarak onların gelişmelerini ciddi bir biçimde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir. “Potansiyel bir durumdur, çünkü boşanmış bir ailenin bireyi olarak yaşamak kaçınılmaz olarak çocuklara zarar veren bir durum değildir. Önemli olan anne ve babanın evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları, boşanmadan sonra hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdükleri ve çocukları ile ilgilenmeye devam etmeleridir. 1 yılda 1 milyondan fazla çocuk, anne baba boşanması ya da ayrılığı yaşamaktadır. Boşanmaya karşı çocukların tepkilerinin varlığının farkında oluşun artmasıyla, 1960’lardan bu konu üzerine bir çok araştırma yapılmıştır.

1975’ten bu yana boşanmalar yılda 1milyonu aştı.
Bugün yapılan iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanacak
1983’te doğan çocukların %45’nin anne babası boşanacak. %35’inin anne babası tekrar evlenecek, %20’sinin anne ya da babası ikinci eşinden de ayrılacak.
Evliliklerin yarısı ilk 7 yıl içerisinde sona eriyor. Buna göre 1980’lerde doğmuş çocukların aşağı yukarı üçte biri 18 yaşına gelmeden tek ebeveynli bir evde yaşayacak.

Bu istatistiksel veriler boşanmanın ciddi bir sosyal sorun olduğunu şüphe götürmez bir tarzda kanıtlamaktadır. Ancak boşanmayı iyi ya da kötünün karşıtlığı olarak görmek çok basit bir yaklaşım olur.

Boşanma ile ilgili düşündürücü gerçeklerin ve anne babası boşanmış çocukların gelişimle ilgili ve psikolojik sorunlar yaşamak açısından diğer çocuklardan daha fazla risk altında olduğuna dair artan verilerin ışığı altında, giderek daha fazla çift aileyi dağıtmanın doğru olup olmayacağını sorgulamaktadır. Bazıları, en azından çocuklar büyüyüp evden ayrılana kadar, kişisel isteklerini bir kenara atıp evliliği sürdürmeyi düşünebilir. Boşanmayı karşı tarafın istediği durumlarda, eşler karşı tarafın önüne istatistikleri koyarak, karşı tarafta suçluluk duyguları uyandırıp, fikrini değiştirmeyi deneyebilir. Araştırma sonuçları göstermiştir ki; sadece çocukların iyiliği için bir arada kalmanın çok nadir işe yaradığıdır. Bazen, birarada kalmak, çocuklara, anlaşamayan eşlerin boşanmasından daha çok zarar verebilmektedir. Kasıtlı sessiz kalmalardan, sürekli bağrış çağrışlardan, fiziksel şiddet göstermeye kadar çeşitli anlaşmazlık tezahürlerine şahit olmuş çocuklar, boşanmış aile çocuklarından daha uyumsuzdur. Kısacası, bazen, bir evlilik sorununu çözmenin tek yolu evliliği sona erdirmek olabilir.

Günümüzde evliliklerin sona ermesi sık rastlanır bir olay olduğu için, bir çok çocuk- çok küçük olanlar hariç- boşanma kelimesini bilmektedirler. Eğer evliliğiniz bir süredir gergin ve mutsuzsa, çocuklarınızın birşeylerin yolunda gitmediğinin farkında olmaları büyük bir olasılıktır. Kavganın-özellikle fiziksel şiddet ve alkolizm- bol olduğu ailelerde, çocuklar farkında olmadan, anne babalarının ruhsal durumlarını okumayı öğrenirler. Kızgın ya da mutsuz bir ebeveyne yaklaşmak için en doğru zamanı çeşitli ayrıntılardan yola çıkarak bulabilirler. Aynı şekilde ne zaman ortada olmamaları gerektiğini de bilirler. Boşanma hakkında az çok bir şeyler bilmek ve sürekli anne-babanın kavgasına tanık olmak bile birçok çocuğu anne babasının ayrılıyor ya da boşanıyor olduğu haberine hazırlamaz. Olay patladığı zaman, ki bu çoğu kez anne ya da babanın evden ayrılması ile kanıtlanır, bir çok çocuk gerçekten sarsılır. Eğer çocuk anne ve babasının kavgalarından uzak tutulmuşsa daha da büyük bir şok yaşar. İstismar eden biri bile olsa, bir ebeveynden ayrı olmak çocukları dehşete düşürür. Çocuğun aileyi terk etmiş olan ebeveyni özlemesi doğaldır. Ebeveynin ayrılmış olması çocukların bağlılık duygularını yok etmez.

Sevilen Ebeveynin Kaybına Tepkiler

Disforik tepkiler
Diğer bakımvericiye tepkiler
Dışa vuran Tepkiler

Acı ve umutsuzluk Kendini rahatlatma Bağımlılık Kayıp korkusu Kızgınlık Huzursuzluk
Bebeklik Kederli, ağlayan, yasta, apati Parmak emme, oyuncaklarına sarılma Yapışkanlık Ayrılık kaygısı Ayrımsız öfke Ajitasyon
Okul öncesi Ağlama (fakat azalmış), üzüntü, çekilme Masturbasyon Yapışkanlık, bakım görme arzusu Ayrılık kaygısı Oyunlarda kızgınlık ve öfkenin dışa vurması Ajitasyon
Orta Çocukluk Ağlama, üzüntü Yapışkanlık, mızmızlanma, bebeksi konuşma, bağımsızlık Okul fobisi İtaatsizlik, okuldan kaçma, suç işleme Huzursuzluk, okul başarısında azalma
Ergenlik Gözü yaşlılık, üzüntü, bitkinlik Okul fobisi Asilik, kavgacılık, kabalık, ilaç kötüye kullanımı, içki kullanma, evden kaçma, seksüel aktlar Huzursuzluk, okul başarısında azalma

Amato ve Keith (1991) boşanmış ailelerin çocuklarıyla ilgili yapılan 92 çalışmanın metaanalizini yapmışlardır. Boşanma sırasında çocuğun yaşının, çocuğun psikolojik ve sosyal uyum ve anne-baba ile ilişkilerine üzerine en anlamlı etki eden faktör olduğunu saptamışlardır. Her çocuğun gelişim hızı aynı olmasa da, aynı yaş grubundaki çocuklar benzer özellikler taşır. Ailenin dağılması, aynı yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da bir çok değişik duygusal tepkiye yol açar. Çocuklar bu duyguları ilerideki yaşamlarının çeşitli aşamalarında tekrar tekrar yaşayabilirler. İçinde bulundukları yaşa göre bazı duygular öne çıkar, diğerleri geri planda kalıp ilerki yaşlarda tekrar yoğunluk kazanır.

Okul Öncesi Yaşlar

Okul öncesi çocukların ebeveyn boşanmasına tepkileri

Regresyon
Emosyonel gereksinimlerde artma
Bağımlılık, Clinging (yapışkanlık, yetişkinin eteklerinin dibinden ayrılmama)
Artmış Agresyon
Korku, üzüntü, kızgınlık olarak gözlenebilmektedir.

Klinik çalışmalarda genel olarak okul öncesi dönemdeki çocukların akut yas dönemimi yaşantılarının benzer olduğu belirtilmektedir.

Gelişimsel evreye bağlı olarak 3 özgün faktör zedelenebilirliği (vulnerability) belirlediğine işaret edilmektedir (Roseby, 1985):

Cinsiyet (Gender): Bir çok bildiride okul öncesi erkeklerin, kızlara oranla daha fazla gelişimsel bozuklar gösterdiği ve bu problemlerin daha uzun sürdüğü gösterilmiştir (Emery 1982, Hetherington ve ark 1978, 1979, Hodges ve Bloom 1984, Kurdek ve Berg 1983, Wellerstein ve Kelly 1980b). Cinsiyetler arası fark olmadığını bildiren çalışmalarda vardır (Pett 1982, Reinhard 1977). Boşanmalarda sıklıkla evi baba terk etmekte, psikanalitik çerçeveden erkek çocuğun neden daha sık etkilendiği bu açıdan izah getirilebilmektedir. Okul öncesi çocukların boşanma sonrası babanın yokluğunda erkekliği telafi (compensatory masculinity), egosentrik düşünce ve ödipal korkularla izah edilmektedir (Roseby, 1985).
Boşanma öncesi evde yaşanan Stres: Boşanma öncesi yaşanan olayların niteliği önemlidir. Eğer boşanma öncesi şiddet ve çatışmalar yoğun yaşanmış ise çocuklar bozuklukları daha şiddetli yaşamakta ve uzun süreli etkilere daha yatkın olmaktadırlar (Wallerstein & Kelly 1974)
Ebeveynlik işlevlerinin yeterli gösterilmemesi (Lack of adequate parenting): Bu durum çocukların güven ve otonomi duygusunu olumsuz olarak etkilemektedir (Wertman 1972).
Kısa Dönemdeki (Akut ) Etkiler

Okul öncesi çocukların bilişsel, gelişimsel sınırlılıkları ve duygusal immaturiteleri sebebiyle, boşanmaya tepkileri abartılı olmaktadır. Wallersteib ve Kelly (1980b) okul öncesi çocukların boşanmanın akut dönemdeki kriz etkilerine oldukça duyarlı olduklarına dikkat çekmişlerdir. Bu semptomlar bu yaş çocuklarının olaylara immatur yaklaşımları, fantazi ile gerçeği ayırt etmede güçlükleri, bakım ve korunma için anne-babaya muhtaç ve bağımlı oluşlarının farkında oluşlarıyla ilişkilidir. Erkekler babanın gidişini kızlara oranla daha az tolere etmektedirler. Bu çalışmada ayrılık sonrasında 1 yıl sonra yapılan değerlendirmede bu çocukların çoğunda; regresyon, agresyon ve korkunun kaybolduğu gözlenmiştir. Eğer bu bulgular devam ediyorsa, bu durum boşanmanın kendisinden başka faktörlere bağlıydı. Bunlar: devam eden ebeveyn çatışması ve yetersiz anne-baba işlevlerinin olmasıydı. Bu durum çalışmadaki 34 çocuğun yarısında gözlenmekteydi. Bu durum ; çok küçük çocuklarda boşanma kararı ve erken yas evresinde kriz tepkilerinin normal olabileceğini düşündürmektedir. Wallerstein ve Kelly: ebeveyn çocuk ilişkisinin kalitesinin boşanmayı takiben ilk yılda küçük çocuğun durumla başa çıkabilmesinin en önemli belirleyicisi olduğu sonucuna vardılar.

Davranışsal Tepkiler

Regresyon
Artmış Agresyon

Klinik çalışmalarda okul öncesi çocukların çoğunun, anne ve babasının ayrılmasına ve boşanmasına, gelişimlerinde tamamladıkları bir aşamaya geri dönerek tepki gösterir. Bu kısa vadede (bir kaç ay) normal sayılabilir. Çocuklara zor durumlardan kaçarak, kontrolü elinde tuttukları, zihinsel olarak emin ve rahatlatıcı bir yere sığınma imkanı verir. Bu davranışların 1 yıl sonrasında iyileşmeye başladığı belirtilmektedir (Hetherington ve ark 1978).

Çocuklar, anne ve babalarının evliliğinin sona ermesine duydukları öfkeyi, yaşlarına, kişilik özelliklerine ve ailenin durumuna göre değişen şekillerde ifade ederler. Çoğu çocuk, özellikle erkek çocuklar sık sık kavga ederek, anne ve babaya, öğretmenlerine ve onlarla ilgilenen diğer kişilere bağırarak ve kırıp dökerek öfkelerini açığa vurular. Kalter ve Rembars’ın çalışmalarında (1981): bu yaş grubu için agresyonu diğer yaş gruplarına göre düşük bulmuştur. Wallerstein ve Kelly (1975) Odipal dönemdeki okul öncesi çocukların daha agresif ve bağımlılık gösterdiklerini belirtmektedir.

Duygusal Tepkiler

Wallerstein ve Kelly (1975) boşanma veya ayrılma kararını açıklandığı erken yas evresindeki 2.5-6 yaş arasındaki küçük çocukların emosyonel tepkileri başlıca:

Korku, anksiyete ve üzüntü
İrritabilite
Akut seperasyon anksiyetesi
Uyku Problemleri
Bilişsel konfüzyon
Otoerotik aktiviteler (masturbasyon)

Bütün çocuklar anne ve babalarının ayrılmasından ve ailenin dağılmasından sonra korkuya kapılırlar. Okul öncesi çocukları daha çok, birlikte yaşadıkları evde kalan ebeveyninde kendini terk edip gitmesinden, giden ebeveyn tarafından eskisi kadar sevilmemekten, yiyecek ya da yatacak yer bulamamaktan korkarlar. Bu korkularını ağlamak, ebeveynden başka kimse ile kalmayı reddetmek veya ebeveyni göz önünden ayırmamak şeklinde ortaya çıkar.

Çocuklar anne babanın ayrılma kararı konusunda söz hakkına sahip değillerdir. Ancak suçluluk duygusu bu konuda onların da rolü olduğu düşüncesine yol açar. Bu duygunun nedeni kendilerinin dünyanın merkezi olduklarına inanmaları ve bu yüzden her şeyin nedeninin kendileri olduğunu düşünmeleridir. Eğer daha uslu olsalardı, okulda daha iyi notlar alsalardı, gizlice babalarının gitmelerini istemeselerdi, annelerine geçen gece karşı gelmeselerdi vb. gibi nedenlerle her şeye kendilerinin sebep olduğunu düşünürler. Hatta durumu düzeltmenin de kendilerine bağlı olduğuna inanırlar.

Anne ve babanın boşanmasının üzerinden yıllar geçse de, hatta onlar ikinci kez evlenmiş olsalar bile bir çok çocuk hala onları bir araya getirme hayalleri kurar, bazen anne ve babalar çocuklarına yanlış sinyaller vererek, onların boş yere umutlanmasına yol açarlar.

Okul öncesi yaşlardaki çocukların çoğu cansız nesneleri insan gibi düşünür ve anne ve babanın onları her türlü şeyden koruyabileceğine inanır. Dolayısıyla en büyük korkuları, onları koruyan bu kişileri kaybetmektir. Bir ebeveynin evden ayrılması bu korkunun gerçeğe dönüşmesidir. Bir ebeveyn gittiğine göre, diğeri de her an gidebilir diye düşünürler. Zaman ve mesafe kavramları tam olarak gelişmemiş olduğu için, onlara göre, bir ebeveynin her sabah işe gitmesi ile başka bir şehirde yaşaması arasında bir fark yoktur. Ayrıca aynı örneklem grubundaki daha büyük çocuklarına oranla daha akut ve büyük tepkiler gösterdiklerine işaret etmişlerdir. Okul öncesi erkek çocukların, aynı yaş grubu kız çocuklarına oranla boşanmadan daha fazla etkilendikleri ifade edilmektedir. Okul öncesi çocuklarda boşanmanın akut etkileri bir yıllık sürede genellikle düzelmektedir.

Uzun Dönemdeki Etkiler (Long-term Effects)

Wallerstein (1984), erken dönemdeki bulguların aksine, 10 yıllık takip çalışmalarında: küçük çocukların daha büyük çocuklara oranla anlamlı derecede daha az emosyonel problem yaşadıklarını saptamıştır. Araştırmacı bunu o dönemde yaşananları küçük çocukların anımsayamamaları ile ilişkili olarak değerlendirmiştir.

Erkek çocukların Cinsiyet Özdeşimi

Yapılan ilk çalışmalarda (Biller 1970, Westman 1970): cinsiyet özdeşimi ve bozulmuş güven ve otonomiyi araştırmak amacıyla araştırmalar yapmışlar. Psikoseksüel gelişimin odipal evresinde boşanma yaşayan erkek çocukların, 3 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan erkek çocuklara oranla daha fazla agresif davranışlar gösterdiklerini saptamışlardır.

Santrock (1970) yaptığı çalışmada 0-2yaş, 3-5 yaş ve 6-9 yaşlarında boşanma veya ayrılık yaşamış 11 yaşındaki çocukları çalışmasına almış: erken yaşlarda boşanma yaşayan çocukların daha düşük derecede agresyon gösterdiklerini bildirmiştir.

Psikoanalitik alnda çalışan araştırmacılar ve klinisyenler baba-yokluğu çalışmalarında tipik olarak altını çizdikleri; ödipal evrede artmış agresyonu erkekliği telafi ile açıklamaktadırlar (Gardner 1977).

Kızların Cinsiyet Davranışı

Kalter ve Rembar (1981) 3-5 yaşlarında ebeveyn ayrılığı veya boşanmış ergen kızlarla yaptıkları çalışmada; bu kızların arkadaşlarına karşı daha fazla agresyon gösterdiklerini, aynı yaş grubundaki erkeklere oranla daha fazla akademik problemler yaşadığı gözlenmiştir. Araştırmacılar: bu kızların ödipal dönemde yaşadıkları boşanmaya karşı öfkeyi internalize ederek puberteye kadar taşıdıklarını ileri sürmektedirler.

Hetherington (1972): 13-17 yaşında intakt, dul ve boşanmış aile kızlarıyla yaptığı çalışmada: boşanmış ailelerdeki kız çocuklarının dul ailesi kız çocuklarına oranla daha fazla heteroseksüel patern ve düşük benlik sayısı saptamıştır. 5 yaşından önce ebeveyn boşanması yaşamış kızlar, 5 yaşından sonra ebeveyn boşanması yaşayan kızlara oranla; daha fazla erkeklerle uygunsuz ilişkiye girdikleri, daha fazla baştan çıkarıcı davrandıkları, daha erken ve daha sık flörte ve cinsel ilişkiye başladıkları görülmüştür. Baba yokluğu açısından bakıldığında Hetherington kızların ödipal dönemde bir erkek ebeveyni kaybının etkilerini ergenlik döneminde gösterdiklerini ileri sürmüştür. Baba yokluğu, kızların erkeklerle etkileşimlerini etkişlediğini iddia etmiştir.

Davranışsal ve akademik etkiler

Kalter ve Rembar (1981) ‘e göre anne-baba ayrılığını ödipal dönemde yaşamış, anlamlı derecede daha yüksek derecede okul davranış problemleri yaşadıklarını bulmuştur. Araştırmacılar ödipal dönemde ayrılık ve ya boşanma yaşayan erkek çocukların agresyonlarını latans döneme taşıdıklarını ileri sürmektedirler.

Blachcberd ve Biller (1977): baba yokluğu yaşayan erkek çocukların okul başarılarını araştırmasında: 5 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan latans yaşı erkek çocukların anlamlı derecede daha sık okul başarısızlığı yaşadıklarını saptamıştır.

Çoğu baba sevgi doludur ve çocuklarının hayatında olumlu bir rol oynar. Babalar evden ayrıldıkları zaman çocuklarını her karşılarında görebilecekleri güçlü erkek modelinden mahrum etmiş olurlar. Dahası erkek çocuklar sorumluluk, başarı, babalık, diğer insanlarla geçinmek, karşı cinsle ilişki kurmak ve saldırgan huylarını kontrol etmek gibi konularda uygun erkek davranışlarını öğrenmek için belki de hayatlarının en güvenilir öğretmenini kaybetmiş olurlar.

Babasız evlerde büyüyen erkek çocukların daha az rekabetçi, sporla daha az ilgili, başkalarına bağımlı ve daha saldırgan oldukları araştırmalarda saptanmıştır. Okulda da başarısız olmaları ve otoriteye başkaldırmaları olasıdır. Eğer baba, erkek çocuk okul öncesi dönemdeyken ayrılırsa, çocuğun cinsel kimliği konusunda da aklı karışır.

Babasız büyüyen kız çocuklar ise karşı cinsle ilişki kurmakta zorlanırlar. Bazıları yaşlarına göre çok uyanmıştır. Bunun nedeni, babaları ile olması beklendiği gibi cinsellik dışı yollarla bir erkeğin ilgisini çekme egsersizleri yapma fırsatı bulamamış olmalarıdır. Yaşça küçük kızlar hayallerinde bir baba yaratıp, onunla kendilerini avutur ve gerçeğin soğuk yüzünden kaçarlar. Babaları tarafından ihmal edilen kız çocukların, mutluluğu, erkekleri mutlu etmekle ölçmeleri çok üzücüdür.

Araştırma sonuçları çatışmalar sonucu yıpranmış bir ailede yaşayan çocukların, boşanmış ailelere oranla daha fazla problemler yaşadığıdır. 1965-1979 arasında boşanma oranları hızlı artış göstermiştir. 1970’in sonlarında veya 80’lerin başında doğan %40-50 arası çocuk boşanma deneyimi yaşayacakları tahmin edilmektedir ve bunlar yaklaşık 5 yıl boyunca tek ebeveyn evlerde yaşayacaklardır. Boşanmış annelerin %75’i , babaların %80’i tekrar evleneceğinden, ikinci bir boşanma riski de artmaktadır (Hetherington, 1989).

Sonuçta çocuklar bir geçiş gösterirler: orijinal aileden tek ebeveynli aileye, genellikle anne ile, eğer yeni bir evlilik olursa yeni aileye ve yeni ebeveyne ve sıklıkla yeni kardeşlere uyum sağlamakla yüz yüze kalır.

Boşanmada annenin velayetindeki erkek çocukta özel sorunlar oluşmuştur. Tersine, tekrar evlenme ergenlik öncesi kızlar için özel problemler doğurmuştur. Tekrar evlenmeyi takiben ikinci yılda, anne ile kız çocuğu rasındaki çatışmalar yüksekti. Tekrar evlenmenin olduğu kızlarda, intakt ve evlenme olmayan boşanmış aile kızlara oranla daha fazla talepkar, daha hostil, ve baskı altında ve daha az sevecen oluyorlardı. Davranışları zamanla iyileşirken, aileleriyle aralarındaki zıtlaşma ve distruptif davranışlar devam ediyordu.

Üvey babaya yakınlaşma ilişkilerinde problemler özellikle kız çocuklarında yaşanıyordu. Bunun birinci sebebi boşanmanın fırtınalı döneminde anne-kız arasında oluşan olumlu ilişkinin yeniden evlenme ile bozulması olabilir. Boşanma sonrasında anneler kızlarına daha fazla bağımsızlık, otorite, ve karar verme sorumluluğu veriyorlar (boşanma öncesi yaşantıya oranla). Bu sonuçta eşitlikçi ve ortak destek ilişkisine dönüşüyor (en azından ergenlik öncesi kızlarda). Sonuçta; ergenlik öncesi kızlar, annelerinin yeniden evlenmesine gücenebilmekte ve üvey baba onun bu ilişkisi için tehdit oluşturabilmektedir. Üvey baba üvey kızını kontrol altında tutmak için iyi ebeveyn olmak yerine, yoğun duygusal katılıktan kaçınan nazik yabancı rolü alabilir. Küçük ve daha büyük çocuklar üvey babayı sonuçta sıcaklıkla kabullenirler fakat 9-15 yaşlarındakiler direnç göstermeye devam ederler çünkü bağımsızlıkları için mücadele etmek sebebiyle, çünkü güçlü seksüel arzuları nedeniyle biyolojik olmayan babayı tehdit olarak görmelerinden dolayıdır.

Hetherington (1989) yeniden evlenmenin sıkıntılı dönemlerinde kardeşlerin olmasının tampon ya da destekleyici olup olmayacağını sorgulamıştır. Yeniden evlenmiş ailelerin çocuklarında ambivalans, hostil, düşmancıl ilişkiler boşanmamış ailelere göre daha sıktır. Daha da ötesi kardeş kıskançlığı, agresyon ve alaka kurmama, antisosyal davranışların artmasında önemli rol oynar. Bu tarz erkeklerde kızlara oranla daha sıktır. Kardeş ilişkileri zamanla iyileşirken, yinede boşanmış yeniden evlenmiş grupta diğer iki grupa oranla (intakt, boşanmış yeniden evlenmemiş) daha fazla bozukluk kalır.

Archived under çocuk sağlığı Yorumlar

Çocuklarda Disleksi Hastalığı nedir?, nasıl oluşur,tedavisi

Özel öğrenim bozukluğu olarak adlandırılan “Disleksi” hastalığı, öğretmenler ve veliler tarafından zeka geriliği ile karıştırılıyor.

“Hekimce.com” adlı internet sitesinden alınan bilgilere göre, Türkiye’de sadece ilkokul çağında, yaklaşık 1 milyon Dislektik çocuk bulunuyor. Uzmanlar, “Çocuğunuz okumayı yazmayı-öğrenemiyorsa, sağıyla solunu ayırt edemiyorsa hemen zeka geriliği şeklinde yorumlamayın. Bu durum ‘Disleksi’ ya da öbür tanımıyla özel öğrenme bozukluğundan kaynaklanıyor olabilir” diyor.

Dislektik çocukların büyük çoğunluğu normal veya normalin üzerindeki düzeyde zekaya sahip. Disleksi’nin nedeni henüz tam olarak bilinemiyor, ancak beyne ait duygusal veya davranışsal bozukluktan kaynaklanan akademik becerilerde gerilik olarak tanımlanıyor. Hastalık erkek çocuklarda, kızlara oranla 4 kat daha fazla görülüyor. Türkiye’de ise bu tür çocuklar genellikle hiperaktif (dikkat dağınıklığı olan) çocuklarla karıştırılıyor.

Çoğunlukla normal ya da üstün zekalı çocukların “geri zekalı” damgasını yemesine neden olan Disleksi, genellikle okul çağında fark edilebiliyor. Türkiye’de yeni yeni tanınan bu hastalığın, öğretmenler ve veliler tarafından yeterince bilinmemesi hastalığın tedavisini daha da zorlaştırıyor.

Archived under çocuk sağlığı Yorumlar

doğru ilaç kullanımı nasıl olur?, akılcı ilaç kullanımı

Zehirlenmeler genelde çocukların sorunudur. On dört yaşın altındakilerde ortaya çıkan zehirlenmeler, daha büyüklerde görülenin 2-7 katıdır. Çocuk zehirlenmeleri 1-3 ve 15-17 yaşlarında artış gösterirler. İlkinde kaza sonucu oluşanlar, diğerinde ise cana kıyma nedeni ağır basar.

Çoğu zehirlenmeler çocuğun kendi evinde olur. Bunu, büyükanne ve babaların, bir arkadaşın ve bakıcının evi izler.

El çantaları, buzdolabı rafları ve çocuğun erişebileceği ilaç dolapları tehlikeli yerler arasındadır.

Kaza sonucu ortaya çıkan zehirlenmelerin yarıdan fazlası ilkbahar ve yaz aylarında görülür. Bu aylar, boya, badana, ev taşıma, yolculuk gibi nedenlerle çocuk üzerindeki dikkat ve denetimin azaldığı, evin dağınık, dolapların ve çekmecelerin açık olduğu dönemlerdir.

Aile içi sorunlar, alışılagelmiş aile düzeninin bozulması, hastalık, ölüm, gebelik, aileye yeni bir bebeğin katılması, yolculuk, taşınma, başka bir evi ziyaret, eve misafir gelmesi ve yemek hazırlama gibi olaylar zehirlenmeye zemin hazırlar.

Bir kereden fazla ya da birden çok etkenle zehirlenme, ailenin çocukla ilgilenmediğini düşündürür. Altı aylıktan küçük bir bebekte, zehirlenmenin kasıtlı olabileceği akla gelmelidir. Ergenlik çağında ise, okulda başarısızlık, kız ya da erkek arkadaşla olan sorunlar ve ana babaların anlayışsızlığı zehirlenme nedeni olabilir.

Çocuklardaki doğal meraklılık, onlara zehirlenmeye hazır bir biçimde ortam yaratmaktadır. Çocuklar her yeri keşfetmeye ve çevrelerini incelemeye çaba göstermektedirler. Buldukları her şeyi doğrudan ağızlarına götürürler. Tehlikeyi anlamaz ve uyarı etiketlerini okuyamazlar.

Kaza ile olan zehirlenmelerin %60-70 kadarı ilaçlarla olmaktadır. Bunlar arasında, analjezik (ağrı kesici), antienflamatuvarlar, sedatif-hipnotik ve trankilizanlar (sakinleştirici-yatıştırıcı), antidepresanlar (ruhsal çöküntüyü giderici) ve santral sinir sistemini etkileyen diğer ilaçlar başta gelmektedir. Türkiye’de, özellikle salisilatlar (asetil salisilik asit tuzları ya da esterleri) en sık karşılaşılan zehirlenme etkenleri arasındadır. İlaçlardan kaynaklanan zehirlenmelerin büyük çoğunluğu oral (ağız yolu ile alınan), katı ilaç biçimleri (draje,tablet,kapsül) ile meydana gelmektedir. Çocuklar açısından, kaplanmış tabletler kaplanmamış olanlardan, değişik renkli tablet ve kapsüller tek renkli olanlardan ve yumuşak ilaçlar sertlerden daha çekicidir.

Zehirlenmeye yol açan ilaçların büyük çoğunluğu, anne tarafından kullanılan ve olay sırasında kullanılmakta olan ilaçlardır.

Çocuklarda İlaç Kaynaklı Zehirlenmeyi Önlemek İçin Kurallar :

·İlaçları çocukların ulaşamayacakları yerlerde ve tercihen kilit altında saklayınız. Çocukların iskemle vb.araçlar kullanarak boylarının çok ötesindeki yerlere dahi ulaşabileceklerini unutmayınız.

·Çocukların önünde ilaç kullanmayınız. Sizi taklit etmek isteyebilirler.

·İlacınızı aldığınız anda telefona veya kapıya cevap vermek durumunda kaldıysanız, ilacı yanınıza alınız veya çocukların ulaşamayacakları bir yere koyunuz. Çocukların genellikle gözlem altında olmadıkları zamanlarda çabuk hareket ettiklerini unutmayınız

·ilaç sürekli kullanılacak olsa bile, kullanır kullanmaz kapağını kapatıp sakladığınız yere tekrar koyunuz.

·Gece veya karanlık bir odada çocuğunuza ilaç verirken ışığı açınız.

·Tüm ilaçları kendi orijinal ambalajlarında saklayınız. Etiket (iç-dış ambalaj) ve prospektüs, ilacın doğru kullanımını sağlayan bilgileri içermektedir. İlacın içinde bulunan maddeleri ve acil durumlarda alınacak önlemleri içeren talimatları bilmek önemlidir.

·Her ilacın ismini doğru kullanarak, ilacın şeker olmadığını çocuklara öğretiniz. İlaçların şeker ya da oyuncak olarak algılanmasına yol açabilecek davranışlardan (ilaç kutularıyla veya kullanılmış enjektörlerle oynamasına izin vermek gibi) kaçınınız.

·Çocuğun ilaç kullanması gerektiğinde, ne amaçla ve ne süre kullanılacağını kendisine anlayabileceği bir dille açıklayınız.

·Kullanılmayacak duruma gelmiş ilaçları kesinlikle yok ediniz (çöpe atmayarak, lavaboya ya da tuvalete dökünüz).

·Zaman zaman evinizi ve otomobilinizi (torpido gözü, kapı içi bölmeler, vb.) kontrol ederek, ilaç saklama koşullarını gözden geçiriniz.

·Bu güvenlik kurallarını bebek bakıcınıza da anlatınız ve çocuklu olarak ev ziyaretinde bulunacaksanız veya bebeğe bakacaksanız bu kuralları hatırlayınız.

Bir zehirlenme durumunda 24 saat kesintisiz hizmet sunan Sağlık Bakanlığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı Zehir Araştırmaları Müdürlüğü ZEHİR DANIŞMA MERKEZİ’ne başvurabilirsiniz.

Telefonlar: 0-312-433 70 01 -0-800-314 79 00 (Ücretsiz)

Faks: 0-312-433 70 00

E-posta: zehir@saglik.gov.tr

Archived under genel sağlık, çocuk sağlığı Yorumlar

$kod