‘cilt hastalıkları’ Kategorisi için Arşiv

Estetik, Estetik yaptırma, Estetik Merkezi

Cumartesi, 06 Eylül 2008

Ücretsiz ve zahmetsiz estetik olmak ister miydiniz? Hayal ettiğiniz görünüme online estetik ile fotoğraflarınızda kavuşuyorsunuz.
Foto Estetik ile resimlerinize ücretsiz estetik yapabilir, Foto Estetik ekibinin estetik kaygısı doğrultusunda harika fotoğraflara sahip olabilirsiniz.
Üstelik tüm bunları ücretsiz olarak gerçekleştirebilme imkanınız da var…

mezoterapi nedir?, belirtileri, tedavisi

Perşembe, 10 Temmuz 2008

Mezoterapi orta deri anlamına geliyor. Deriye belirli açılardan birçok iğne batırıldıktan sonra bağışıklık sistemini harekete geçirme esasına dayanıyor. Bu tedavinin selülitlere ne kadar etkili olabileceği hakkında, mezoterapist Halim Küçükay şunları söylüyor: “Damar uçlarını, özel ilaçlarla uyararak kan dolaşımı hızlandırıyoruz. Duyarlı sinir uçlarının uyarılması, deri altında damar açıcı reaksiyon meydana getirir. Açılmış kılcal damar uçlarına verilen, selüliti giderici ilaçlar, doğrudan sorunlu bölgeye etki ederler. Bu tıpkı, hastalıklı bir yaprağı kurtarmak için, ilacı ağacın köküne değil de, hasta olan yaprağa enjekte etmeye benzer. Böylece sağlam yapraklara zarar verilmeden, hastalıklı yaprak kurtarılmış olur. Mezoterapi, sonuçlarının hızlı ve kesin olması, ilaçların küçük dozlarda kullanılması nedeniyle selülit tedavisinde, bayanlan arasında en çok tercih edilen metodlardan birisidir.”

solar, radyasyon, cilt üzerine etkileri

Çarşamba, 02 Temmuz 2008

Güneş, dünyamız için vazgeçilmez enerji kaynağı olarak canlıların günlük yaşantılarını etkileyen, değişik dalga boyunda ışınları ve bu ışınların değişik güçteki etkileri ile biyolojik olayları başlatan, sürdüren, hızlandırıp yavaşlatan ve sonuçlandıran güçlü bir düzenleyicidir.

Ultraviyole ışınları, tıbbın birçok alanında olduğu gibi dermatolojide de tanı ve tedavi amacıyla kullanılırlar.

Ultraviyole ışınları, yer yüzüne ulaşan radyasyonun yaklaşık % 5′ ini oluşturur ve dalga boyları 100-400 nm arasındadır. Bunun % 95-98′i UVA, % 2-5′ i UVB’dir, UVC ise yeryüzüne ulaşmadan stratosferik ozon tabakasında absorbe edilir. UVA; 320-400 nm, UVB; 280-320 nm, UVC;100-290 nm dalga boylarındadırlar. UVB ışınları başlıca güneş yanığı, bronzlaşma, erken deri yaşlanması ve kanser gelişimi olmak üzere birçok biyolojik etkiden sorumludur. UVA ışınları ise doza bağlı olarak eritem, bronzlaşma, yaşlanma ve kanser oluşumuna neden olmaktadırlar, ancak bu etkilerin ortaya çıkması için UVB ışınlarının 1000 katı kadar ışın dozuna gerek vardır. UVC ışınları ise karsinojeniktir ancak yeryüzüne ulaşamazlar. Deriye ulaşan radyasyonun miktarı; ışınların açısı, mevsim, bulunulan yerin ekvatora olan uzaklığı, stratosferik ozon konsantrasyonu, yükseklik, çevre kirliliği, bulut kütlesi gibi etmenlere bağlı olarak değişiklik gösterir. UVA ve UVB ışınları normal deri üzerinde akut ve kronik etkilere sahiptirler. Deriye özgü fotobiyolojik reaksiyonlar, UVR (Ultraviyole Radyasyonu) enerjisinin derideki özgül moleküller ya da kromoforlar tarafından absorbe edilmesi ile başlar. Bu enerji ya doğrudan fotokimyasal etki ile ya da DNA’nın yapısal proteinleri üzerinde dolaylı oksidatif etki ile yıkıma yol açar.

Radyasyonun Normal Deri Üzerindeki Etkileri
Ultraviyolenin normal deri üzerindeki akut etkilerinin en belli başlıları; güneş yanığı (inflamasyon) ve bronzlaşma (melanogenezi uyarması), diğer biyolojik etkiler ise lokal ve sistemik immünsüpresyon, stratum korneum, epidermis ve dermisin kalınlığını artırması, vitamin D’nin fotosentezidir.

İnsan derisinin UV ışınlarına verdiği eritem ve pigmentasyon yanıtı genetik olarak belirlenir. Buna göre deri tipleri şöyle sıralanabilir.

Deri Tipi I : Kolay yanar, asla bronzlaşmaz
Deri Tipi II : Genellikle yanar, seyrek olarak bronzlaşır
Deri Tipi III : Hafif yanar, genellikle bronzlaşır
Deri Tipi IV : Asla yanmaz, her zaman iyi bronzlaşır

Akut Etkiler
İnflamasyon: Güneş yanığı inflamasyonu (eritem), ultraviyole ışınlarının ilk ve en bilinen akut deri yanıtıdır. Özellikle açık tenli kişilerde, eritem, ısı artışı, ağrı ve ödem gibi inflamasyonun klasik biçiminde ortaya çıkar. Eritem oluşumundan UVB ışınları sorumludur, UVA’nın aynı etkiyi oluşturması için UVB’nin 1000 katı kadar bir enerji gerekir. UVB’ye bağlı eritem güneş ışınları ile temastan sonraki birkaç saat içinde başlar 6-24 saatte en üst düzeye ulaşır, birkaç günde ve yerini soyulma ve bronzlaşmaya bırakır. Güneş ışınlarının DNA ve proteinler gibi kromoforlarca absorbe edilmesi moleküler ve hücresel yıkıma yol açar. Bu olgu sırasında ortaya çıkan prostaglandin gibi mediatörler damarlarda genişlemelere ve inflamasyona neden olur. Prostaglandin inhibitörleri eritemin erken evresini kısmen baskılar ancak oluşan yıkımı önlemez.

Pigmentasyon:
Ultraviyoleye pigmentasyon yanıtı ani ve geç bronzlaşma olmak üzere iki aşamalıdır. Ani bronzlaşma UVA ile oluşan eritemi izleyen deride var olan melaninin oksidasyonu ve keratinositlerin transferi sonucu oluşmaktadır. UV ışınları ile temastan sonra saniyeler içinde oluşur birkaç saatte solmaya başlar. Eğer ışına daha fazla maruz kalınırsa geç pigmentasyon gelişebilir. Geç bronzlaşma ise orta boylu UV’ ye maruz kalmayı izleyen 24-72 saat sonra epidermal melanin oluşumunun artması ile gelişir. UVB’ye maruz kalma sonucu birkaç saatte başlar günler ya da haftalar sürebilir.Tek temas sonucu melanositlerin aktivitesi artar, melanosit sayısının artması için daha fazla doza gerek vardır.

Hiperplazi:
Ultraviyole ışınlarının uyardığı inflamasyon uyarılma eşiği arttığında deride yalnızca bronzlaşma değil aynı zamanda stratum korneum, epidermis, dermisde kalınlaşmaya neden olur. Özellikle açık tenlilerde ve vitiligosu olanlarda tek UVB dozundan sonra stratum korneum kalınlaşır. Bu deriyi güneş yanığından 10-20 kat korur. Hiperplazi, akut UV ile karşılaşmayı izleyerek hem DNA, RNA ve protein sentezinin artması hem de epidermal, daha az olarak da hücre çoğalması aktivitesinin artması sonucudur. UV ışınları keratinosit hücre sayısında artışa birçok inflamatuar mediatörlerin salınmasına neden olur. Bu kalınlaşma açık tenli kişilerde, bronzlaşmadan daha fazla koruyuculuk sağlar.

İmmünolojik Değişiklikler:
UV ışınları epidermal Langerhans hücrelerinin sayıları ve işlevlerini etkileyerek onların antijen sunma yetisini azaltır. Bu bozukluk antijene özgü T hücrelerinin gelişimini uyararak geç tipte aşırı duyarlılığın baskılanmasına yol açar, tümör reddini engeller. UV ışınları Langerhans hücre (LH) işlevlerinin düzenlenmesinde rolü olan keratinosit ve diğer inflamatuar hücrelerin işlevlerini de bozarak bunların LH hücreleri üzerindeki düzenleyici görevlerini olumsuz etkilerler. Bağışıklığın baskılanmasında UV absorbe eden, kromofor olan ürokonik asid önemli rol oynar.

Vitamin D sentezi:
UVB ışınları, orta dozlarda epidermal 7- dehidrokolesterolü, provitamin D3′e dönüştürmektedir. Provitamin D3 günler içinde izomerize olarak plazma D vitamini bağlayıcı protein ile dolaşıma katılmaktadır.

Geç Etkiler
Fotoyaşlanma:
Deri yaşlanması iç ya da dış (çevresel) etmenlere bağlı olarak ortaya çıkar. Çevresel etmenlerden en önemlileri doğal ya da yapay ultraviyole ışınlarıdır. Bu ışınlara uzun süreli ya da yineleyici biçimde maruz kalma ile derinin tüm yapı ve işlevlerinde giderek bozulma sonucu fotoyaşlanma görülür. Vücudun güneş gören bölümlerinde yaşla birlikte ortaya çıkan değişikliklerden ultraviyole ışınları sorumludur. Epidermal değişikliklerden UVB, dermisdeki değişikliklerden hem UVB, hem de UVA sorumludur. Fotonların hücresel DNA’ ya doğrudan etkisi, UVA ve UVB ışınlarının ortaya çıkardığı serbest radikaller, reaktif oksijen ürünlerinin dolaylı etkisi olduğu düşünülmektedir. UVA ‘ya sunuk kalma sonucu, kollajenin yapısında; çok sayıda çapraz bağ oluşumu, çözünürlüğünde azalma, denatürasyon gibi değişiklikler olur. Bütün bu değişiklikler fotoyaşlanma ile sonuçlanır. Fotoyaşlanma sonucunda deride klinik olarak elastoz, ince ve kalın kırışıklıklar, kuruluk, gevşeme, kabalaşma, kılcal damar kümeleri, düzensiz pigmentasyon, yer yer sarımsı renk, çok sayıda iyi ya da kötü huylu tümörler görülür.

Fotokarsinogenez:
Doğal ya da yapay ultraviyole ışınlarına uzun süreli maruz kalma sonucu insanlarda ve deney hayvanlarında deri kanseri oluştuğu bilinmektedir. Deney hayvanlarında kanser oluşturan ultraviyole ışınının dalga boyu 280-320nm olan UVB olduğu gösterilmiştir. Uzun dalga boylu UVA

(320-400nm) ışınları UVB ışınımına eklendiğinde karsinogenez oluşumu artar. UVR ışınımına maruz kalma nükleer DNA’da ardışık değişikliklerle sonuçlanır. UVB ve UVC’nin hücre ölümü, mutasyon ve transformasyon gibi etkileri için ana hedef yapı DNA’dır. UVR (290-360nm) etkisi ile insan derisinde pirimidin dimerleri oluştuğu invivo olarak gösterilmiştir. Bu fotoürünler, eğer onarım da bozuksa DNA yıkımına ve mutasyona neden olur. Ayrıca UV etkisi ile tümör süpresör gen (P 53 geni) mutasyonu da olmaktadır. Diğer taraftan UV ışınları, Langerhans hücre işlevlerini bozarak immün sistemi baskılar. Bütün bu etkiler ve mutasyona neden olma, hücre bölünmesini bozarak tümör gelişimine neden olur.

Ultraviyole ışınları etkisi ile en çok yüzde yerel bazal hücreli karsinom, skuamoz hücreli karsinom gibi melanom olmayan deri kanserleri ve bunların öncüleri olan keratoz ve lentigolar gelişir. Melanom olmayan deri kanserlerinin gelişiminde alınan kümülatif doz önemlidir. Melanom gelişiminde ise uzun süreli temastan çok, yinelenen ve deride yanık oluşturacak şiddette UV ışınlarına maruz kalma önemlidir.

Güneş Işınlarından Korunma
Güneşten korunmada temel ilkelerden birisi kişinin eğitimidir. Bu eğitici programlarda insanlar; uzun süre güneşlenmenin zararları, güneşe çıktıklarında bilinçli koruyucu ürün kullanmaları, konusunda bilgilendirilmelidirler. (bkz. Hasta Rehberi, sayfa: 222 )

Güneşten Koruyucular
Güneşten koruyucular (GK), UV ışınlarını absorbe etme yansıtma ve dağıtma yoluyla deriye ulaşmalarını önleyen yerel ilaçlardır. Güneşten koruyucular güneş yanığını önlerler, fotoyaşlanma izlerini azaltırlar, UVA’ ya bağlı kronik fotoyıkımı ve immünsüpresyonu azaltır, deri kanserlerinin oluşumunu önlerler.

Güneşten Koruyucu Ürünlerin Özellikleri:
Bir güneşten koruyucunun etkinliği bu ürünün Güneş Koruma Faktörü (GKF) değerine dayanır ve ürünün deriyi güneş yanığına karşı koruyabilme yeteneğini gösterir. Deride eritemin görülebilmesi için güneş altında kalınan en kısa sürede alınan ışın dozuna Minimal Eritem Dozu (MED) denir. GKF değeri; koruyucu uygulanmış deri alanındaki MED’in, uygulanmamış derideki MED’e oranı alınarak hesaplanır. Deri tipi I-II olanlar; GKF ;15-30, deri tipi III-IV olanlar ise GKF; 10-15 olan koruyucuları seçmelidirler. İyi bir GK ürün; suya, terlemeye, sürtünmeye ve buharlaşmaya dayanıklı olmalı, kokusuz ve renksiz olmalı, irritan, toksik ve duyarlandırıcı olmamalıdır. Bir güneşten koruyucunun etkinliğini sürdürebilmesi için, uygun bir taşıyıcı içinde olması ve suyla ya da terle uzaklaştırılmaya dayanıklı olması, hem UVB hemde UVA’yı absorbe etmesi gerekmektedir. Güneşten koruyucu ürünler solüsyon, jel, krem ve merhem olarak hazırlanırlar.Güneş koruyucu önerilirken kişinin deri rengi ve tipi, ışık duyarlılığı olup olmadığı (bu durumda hem UVB, hemde UVA’ yı filtre edenler seçilmeli), mesleği ve açık hava aktiviteleri, kontakt duyarlılığı olup olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Tam koruma sağlamak için güneşten koruyucu deri yüzeyine ince bir tabaka oluşturacak miktarda (birim alana 1,5-2mg.) uygulanmalı ve homojen olarak olarak dağıtılmalıdır.

1) Kimyasal Koruyucular:
UV ışınlarını absorbe ederek, deriye girişini azaltırlar. Yalnızca UVB’yi ve hem UVB hem de UVA’yı (320-360 nm den kısa dalga boylarını) absorbe edenler olmak üzere iki çeşittirler. PABA (Para Amino Benzoik Asit), PABA esterleri ( Padimat -A, Padimat- O, Escalol 505), sinnematlar (oktilsinnemat) ve salisilatlardır. UVA ve UVB absorbsiyonu yapan benzofenon ve antralinatlar 340 nm dalga boyularındaki ışınları kısmen absorbe ederken, dibenzoilmetanlar UVA’nın daha uzun dalga boylarını absorbe ederler. Yaz mevsiminde tercih edilmelidirler. Kimyasal koruyucular renksizdirler ve kozmetik kabul edilebilirlikleri fazladır.

2) Fiziksel Koruyucular :
UV ışınlarını yansıtma ve dağıtma yoluyla fiziksel bir bariyer oluştururlar.
Hem UVA hemde UVB’ ye karşı iyi bir koruma sağlar. Ancak opak olduklarından kozmetik kabul edilebilirlikleri kötüdür, suda erimeye direçlidirler fakat güneş etkisi ile ısınma sonucu erirler iki saatte bir yenilenmelidirler. Bu gruptaki koruyucular; titanyum dioksit, çinko oksit, talk, magnezyum oksit, kaolin (aliminyum silikat), ferrik oksit, zirkonyum oksit gibi maddeleri içeririler. Genellikle burun, kulaklar ve dudaklar gibi sınırlı alanlarda kullanılırlar. Mesleki olarak sürekli güneş altında kalanlarda, ışık duyarlılığı olanlarda (lupus, kseroderma pigmentosum gibi) kullanılması gereklidir.

3) Kombine Koruyucular:
Hem UVA hem de UVB içeren kimyasal koruyuculara fiziksel bir koruyucunun eklenmesi ile elde edilirler. Deri tipi I ve II olan açık tenli kişilerde etkili bir koruma sağlar.

Güneşten koruyucuların; irritan kontakt dermatit, kontakt allerji, fototoksisite ve fotoallerji oluşturma gibi yan etkileri vardır. Bu etkiler PABA ve PABA esterleri, koruyucu içindeki koku vericiler ya da koruyuculara bağlıdır.

Son yıllarda güneşten koruyucuların deri kanseri oluşturma riskini arttırdıklarına dair görüşler ortaya atılmıştır, ancak; güneşten koruyucuların doğrudan deri kanserine neden olmaktan çok GK kullanılmasının, uzun süre güneş altında kalmayı cesaretlendirmesine bağlı olduğu da savunulmaktadır. Güneşten koruyucuların çoğu UVB’yi tümden UVA’yı kısmen filtre ederler. Bu nedenle UVA ışınının büyük bir kısmının deriden geçmesine ve daha uzun süre UVA ışınlarına maruz kalınmasına ve böylece UVA ışınlarının daha derin tabakalara penetre olmasına yol açarak kanser oluşumuna neden olabileceği ileri sürülmüştür

cilt kırışıklıkları, önleme yöntemleri

Çarşamba, 02 Temmuz 2008

Kırışık giderme konusunda Kozmetik dünyasında en çok konuşulan yardımcı A vitamini ve türevleridir. Çok geniş olarak konuşulmasada da C vitamini, selenyum, dengeli beslenme, spor ve su cilt sağlığı ve kırışıklıkların giderilmesi veya oluşumunun engellenmesinde önemlidir. Yapılan bazı çalışmalar kollagen yapımı üzerine etkileri nedeni ile C vitaminini de gündeme getirmiştir. Bazı çalışmalar C Vitamininin, vücüdumuzdaki bağ doku denen, koruyucu doku katmanının korunmasında anahtar rölü oynadığını göstermiştir. Kollagen de bu dokunun bir elemanıdır. Kollajen sentezi için gereken sinyali C vitaminin oluşturduğu düşünülmektedir.
Günlük hayatımızda besinlerimiz ile C Vitamini almaktayız. Bu vitamin suda eriyebilen vitaminler gurubundandır. Asit yapıdadır, kimyasal ismi Askorbik asittir. Yani sindirim kanalından kana, vücudun emme mekanizmasının izin verdiği ölçüde geçer, ve vücudun her noktasına taşınır. Hücreler ihtiyaçları kadar C vitaminini kandan alırlar ve fazla alınmış miktar ise vücuttan idrar yolu ile atılır. Sıklıkla yediğimiz, taze sebze ve meyvalar C vitamini için iyi bir kaynaktır.
Günlük erişkin bir kişi için önerilen C vitamini dozu 300 - 500 mg. dır. Sigara kullanan kişilerin ihtiyacı daha yüksektir. Fazla miktarda C vitamini alınması halinde idrar yolu ile atılır bir zararı yoktur. Ancak çok yüksek dozda alınan C vitamini, atılımı sırasında idrarda, kum veya taş oluşumuna neden olabilir.
Erişkinler için önerilen minimum C vitamini dozunun, vücutta C vitamini eksikliği oluşmaması için gereken doz olduğunu vurgulayan uzmanlar, bu dozların kırışıklar üzerine bir etki sağlamayacağını söylemektedirler.
Özellikle güneş ışınlarının taşıdığı ultrviyole ışınlarının cilt üzerindeki olumsuz etkileri düşünüldüğünde,
Hücre içi metabolizma bozulur,Daha az kan taşınır,
Ter ve yağ bezlerinin fonksiyonları bozulur ,
Kollagen yapımı azalır, var olan kollagen lifleri kalınlaşır,
Damarların duvarlarındaki kollagen liflerde özelliklerini kaybettiklerinden (özellikle göz çevresi ve damarların daha yüzeyde olduğu bölgelerde) damar duvarlarından dışarı kan serumu çıkmakta ve süngersi yapıdaki bölgelerde, torbalaşmalara neden olmaktadır. Bu konular daha detaylı olarak cilt kırışıkları bölümünde incelenmiştir.

Genç ciltlerde daha çok kan akımı ve damarsal oluşumlar varken, yaşlılıkta azalan kan akımı ve daha çok ultraviyoleye tabii kalmış yıpranmış, daha çok serbest radikallerin (hücre için, sağlam moleküllerden elektron çalarak, onların yapısını bozarak, normal moleküllere zarar veren zararlı bir gurup madde) oluştuğu ciltte, daha çok C vitamin gereklidir.

Cilde, yüksek dozda C vitamini içeren kremlerin uygulanması ile bazı olumlu gelişmeler gösterilmiştir. Özellikle sunblock (tam UV kesen kozmetikler) ile birlikte C vitamini uygulamasının, serbest radikallerin oluşumu azalmakta ve kırışıkların oluşumlarının başlamasında engel olduğu düşünülmektedir. Bu tip ürünlerin, güneşe çıkmadan en az 20 - 30 dakika önce uygulanması gerekmektedir.

Ciltte kırışıklıkların oluşumuna engel olan bir diğer mekanizmada E vitaminidir. Anti oksidan özelliği ile serbest radikalleri ortadan kaldırır. Bu tip ürünlerin güneşe çıkmadan değil de, güneşe maruz kaldıktan sonra uygulanması önerilmektedir. Vitamin E’nin kendisinin de ultraviyole karşısında, serbest radikaller oluşturduğu bilinmektedir. Güneşlenmeden 8 saat sonra uygulanan E vitamini yağının, ciltteki zarardan cildi koruduğu ve şişme oluşumunu engellediği söylenmektedir. Ağız yolu ile alınan E vitamininin, cilt kırışıklıkları üzerine olan etkisi yeni çalışılan bir konudur ancak, bu tip uygulamanın cildin daha sağlıklı olmasına ve ultraviyole zararlarından korunmada etkili olduğu bildirilmiştir.

Vitamin E gibi etki gösteren bir başka mineralde selenyumdur. Toprakta bulunan bu mineral besinlerimiz yolu ile alınırlar. Topraktaki selenyum içeriği doğrultusunda bazı bölgelerde alım eksikliği olur. Cilt sağlığı için günlük önerilen minimum miktar 50 - 200 mikrogramdır. En çok kullanılan selenyum tuzu l-selenomethionin’dir. Bu mineralin kullanılmasında mutlaka hekiminize danışmalısınız. 100 mikrogramın üzerindeki yüksek dozlarda toksik ( zarar verici) olabilmektedir. Sadece gereğinde kullanılmalıdır. Özellikle soğan, sarmısak gibi yemeklerimizde sıklıkla kullanılan sebzeler yüksek miktarlarda selenyum içerir. En çok Ton balığında vardır. Ondaki miktar bile 3 konserve kutu balıkta 100 mikrogram kadar yer alır. Bazı araştırıcılar iyi sonuçlar aldığını bildirmektedir.

Cilt kırışıklıkları konusunda içki ve sigaranında çok etkisi vardır. Sigara içerdiği maddeler nedeni ile damarların büzülmesine ve kan akımının azalmasına neden olur. Ciltte tahrişlere ve kurumalara neden olurlar.

Vücuda su alımı da çok önemli bir faktördür, ciltte bulunan hücrelerin su içeriklerin tam olması, yağ ve ter bezlerinin normal fonksiyonları için su çok önemlidir. Doğal olarak cildi nemlendirir. Bir kişinin günde 5 lt. ye yakın miktarda sıvı alması gerekir. Bol bol su içilmesi, tüm sağlık problemlerinde önerilen bir unsur olduğu gibi cildin her türlü sorununuda da çok önemlidir ve etkindir. Dolaşım sisteminin, sağlıklı çalışması cildin de beslenmesi konusunda çok önemlidir. Dolaşımın artması ve düzenli olması, hücrelere daha düzenli besin ve oksijen taşınması demektir. Daha sağlıklı bir vücut için sporda çok önemli bir faktördür. Spor, dolaşım sisteminin sağlıklı fonksiyon görmesini sağlar.

Denegeli bir beslenme, güneşten korunma, spor yapmak ve bol bol su içmek, cilt sağlığı için yapılması gereken en temel davranışlardır.

güneş koruyucular, güneşten nasıl korunulur?

Çarşamba, 02 Temmuz 2008

Her yaşta güneşten korunmak güneş ışınlarının erken ve geç dönem zararlı etkilerini engeller. Güneşten koruyucuların kullanımı güneşten korunmanın en önemli parçalarından biridir ve diğer güneşten koruma önlemleri ile bir arada uygulanmalıdır.

Güneşte fazla kalma sonucu ağrılı kırmızı deri yanıkğı gelişir. Kötü bir yanık yaşamın ileri dönemlerinde önemli bir cilt kanserine neden olabilir. Uzun süreli maruz kalma ise kırışıklık, güneş ve yaşlılık lekesi, kılcal damar çatlaması ve deri kanserine neden olur .

Güneşten korunma

Güneşten koruyucu kullanımı deri hasarı, kırışıklık ve deri kanserine yakalanma şansını azaltır. Dermatoloji Uzmanları güneşlenmeyi yasaklamakta, geniş şapka, gözlük ve koruyucu kıyafet giyilmesini tavsiye etmektedir. Eğer muhakkak güneşte kalınacaksa koruma faktörü en az 15 olan güneşten koruyucuların bulutlu günlerde bile kullanılması gerekir.

Güneş görülebilen ve görünmeyen ışınlar yayar. Görünmeyen ışınlar ultraviyole (morötesi) A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) olarak bilinir ve derideki bir çok hasardan bu ajanlar sorumludur. Her iki ışık da bronzlaşmaya, güneş yanığına ve güneş hasarına yol açar. Yeni geniş spektrumlu güneşten koruyucular UVA filtresi de içerir. Bu koruyucular her 1.5 saatte bir uygulanmalıdır. Ultraviyole ışınların bir kısmı güneşten koruyucuları geçip deriye ulaşabildiklerinden güneşten koruyucu kullanılarak uzun süre güneş altında kalmamak gerekir. Dermatoloji Uzmanları bireyin kendisini, güneşin uzun süreli hasarından koruması için aşağıdakileri önermektedir.
Güneşten korunma önerileri

  • En az 15 faktörlü geniş spektrumlu güneşten koruyucu, dudaklar da dahil olmak üzere tüm güneş gören alanlara bulutlu havalarda bile uygulanmalıdır.
  • Eğer suda iken veya terli iken güneşe maruz kalırsanız, suya dayanıklı güneşten koruyucu kremler kullanınız.
  • Güneşten koruyucunuzu her 1.5 saatte bir uygulayın.
  • Geniş şapka ve gözlük kullanın.
  • Gölgede kalmaya çalışın.
  • Güneşten koruyan sıkı dokumalı kıyafetler giyin.
  • Saat 10.00- 16.00 saatleri arasındaki açık hava aktivitelerinizi daha erkene veya geç saate alın.

Güneşten koruyucular ve güneşin bloke edilmesi

Güneşten koruyular güneşi ışınlarını emerek, yansıtarak veya dağıtarak güneş ışınlarının deriye ulaşmasını engellerler. Krem, merhem, jel, losyon ,sprey ve köpük gibi bir çok formu vardır.

Üzerinde SPF (sun protection factor = güneşten koruyucu faktör) numarası bulunur. Daha yüksek SPF numarası UVB ışınlarının neden olduğu güneş yanıklarına karşı daha fazla koruma sağlar. Bazı güneşten koruyucular geniş spektrumludurlar ki hem UVA hem de UVB ye karşı koruma sağlar. Bu koruyucular güneşin diğer etkilerinden (fotohasar, fotodermatit ve güneşe bağlı döküntüler) de korunmayı sağlar. Bununla birlikte hiçbir, güneşten koruyucu mükemmel değildir.

Güneşten koruyucular dışarı çıkmadan yarım saat evvel uygulanmalıdır. Suya dayanıklı güneşten koruyucular bile her bir buçuk saatte bir, yüzdükten sonra, kurulandıktan sonra ve terleme sonrası sürülmelidir. Güneşten koruyucu kremler gözleri güneş hasarına karşı korumaz, bu nedenle ultraviyole ışığı bloke eden güneşten koruyucular kullanılmalıdır. Güneşten koruyucular güneş gören alanların tamamına iyice yedirilerek sürülmelidir.

Güneşten koruyucular UVB ışığını bloke etmek için alta yazılı maddelerin bir kaçından oluşan karışımı içerir : padimate O homosalate, octyl methoxyginnamate, benzophenone, octyl salicylate, phenylbenzimidazole sulfonic acid ve octocrylene. Geniş spektrumlu güneşten koruyuculara UVA ışınını filtre eden oxybenzone veya avobenzone (Parsol 1789) eklenmiştir.

Fiziksel güneşten koruyucular veya kimyasal madde içermeyen güneşten koruyucular titanyum diokside ve/veya zinc okside içerir ve UVA ve UVB ışınına karşı koruma sağlar. Bu tip koruyucular kimyasal güneşten koruyuculara allerjisi olanlarda rahatlıkla kullanılabilirler.

Güneşsiz bronzlaşma sağlayan losyonlar

Dermatoloji Uzmanları bu tarz ürünleri zararsız ve güneşe alternatif ürünler olarak sunmaktadır. Bu ürünler gerçekten güvenli bir güneş alternatifidir. Bu ürünler dihydroksiacetone içerirler ki bu ürün derideki proteinlerle birleşerek, portakalımsı bronz bir renk sağlar. Bu renk yıkamakla çıkmaz. Bu renk elde edildiğinde, bunun koruyucu faktörü genellikle 4 tür ki bu da güneşten korunmak için yeterli değildir. Bu nedenle ek olarak güneşten koruyucu kullanılmalıdır.

Güneşten korunma hakkında ek bilgilendirme

En fazla deri hasarı güneşin yeryüzüne en güçlü olarak ulaştığı 10.00- 16.00 arasındadır. Bulutlu havalarda, ağaçların altında sıcak hissedilmese bile güneşten koruyucular kullanılmalıdır, çünkü bu durumlarda da güneş yanığı ve hasarı meydana gelebilir.

Kumsal şemsiyeleri güneşten korunmak için iyi bir fikir olarak gözükebilir, fakat kum, sudan yansıyan ışık nedeniyle UV ışınlarından tam koruma sağlamaz. Elbiselerin çoğu güneş ışınlarını emer veya yansıtır. Fakat gevşek dokunmuş kumaşlar ve ıslak kıyafetler deriyi güneşe karşı koruyamaz. Sıkı kıyafetler daha iyi koruma sağlar.

Güneşten korunma kışın da gereklidir. Kar güneş ışınlarının %80 ini yansıtır ve deri yanığı ve hasarına neden olabilir. Yüksek rakımda, güneş ışınlarını bloke eden atmosfer daha ince olduğu için, kış sporları yapanlarda güneş hasarı riski artar.