Beklenti Anksiyetesi ne anlama gelir?, kimler risk altında, önlemler

Tem 8th, 2008 Posted in ruh sağlığı | no comment »

Panik atağı geçiren kişiler o ürkütücü anı yeniden yaşamak istemezler. Birkaç atak sonrası ile beklenti anksiyetesi yani yeni bir atak geçirme beklentisi ve korkusu gelişir. Beklenti anksiyetesinin üç öğesi vardır: 1. Bir panik atağı geçirmekle ilgili olan huzursuz edici ve endişeli, yoğun düşünce uğraşları, 2. Yine atak olacak ve bu tehlike yaratacak inancı ve beklentisi, 3. Korkuyla oluşan bedensel duyumlardan korkmak. Hastalar bir süre sonra ataklara ve ataklar sırasında gerçekleşeceğine inandıkları felaketlere karşı önlemler almaya ve kimi davranışları değiştirmeye başlarlar.

Panik bozukluğunda ataklara karşı alınan önlemler:

1- İşe gitmemek, evden çıkmamak
2- Ev işi, spor, gezi, yürüyüş, cinsel ilişki gibi efor gerektiren etkinliklerden vazgeçmek
3- Atak sırasında bayılma, ölme ve fenalaşma halinde olacakları için önlem almak: etek yerine pantolon giyme (bacakları görünmesin diye), yanında fazla para bulundurmama, takı takmama (çalınmasın diye)
4- Ataklara neden olduğuna inandıkları şeyleri yiyip içmemek (çay, kahve, kola, sigara, bazı yemekler)
5- Atakları önlemek için gereğinden fazla yemek yemek
6- Evden çıkarken alkol, madde, ilaç kullanmak
7- Atakları önleyeceğini düşündükleri şeyleri yanında taşımak (su, alkol, ilaç, bisküvi, şeker, kolonya)
8- Atak sırasında gerekli olabileceğini düşündükleri şeyleri yanında taşımak (kendi evinin, eşinin adres ve telefonları, doktorunun adres ve telefonu)
9- Atak sırasında yardım alabilmek için; bütün günü hastane bahçesinde geçirmek, güzergahını hekim, acil servis, eczane bulunan yerlerden seçmek
10-  Kontrol kaybı ve çıldırmaya karşı; evdeki bıçakları kilit altında tutmak, çocuklarından uzak durmak, balkon kapısını, dış kapıyı kilitli tutmak, olası intihar kaynağı olabilecek ilaç, çamaşır suyu vb malzemeyi kilit altında tutmak
Görülme Sıklığı: Ülkemizde panik bozukluk sıklığı çeşitli çalışmalarda %1.2 - 5.1 arasında bulunmuştur. Panik bozukluk her yaşta başlayabilmekle beraber en fazla 20’li yaşların başlarında ve daha geç olmak üzere 30’lu yaşlarda başlamaktadır. Tüm yapılan çalışmalarda kadınlarda erkeklere göre iki-üç kat daha fazla görüldüğü bildirilmektedir. Yaş ilerledikçe panik bozukluğunun görülme sıklığı azalır, 65 yaş üzeri görülmesi çok enderdir. Panik bozukluğunda ailesel bir yatkınlık olduğu eskiden beri bilinmektedir. Agorafobili hastaların akrabalarında panik bozukluğu sıklıkla bulunmaktadır. Panik bozukluğu olanların yakınlarında panik bozukluğunun yaşam boyu görülme sıklığı normallere oranla 7-20 kat fazladır. İkiz çalışmalarında panik bozukluğu için eş hastalanma oranının tek yumurta ikizlerinde %31 olduğu bulunmuştur.

Kimler Risk Altındadır?
¨ 50 yaş altında olanlar,
¨ Kadınlar,
¨ Ayrılmış, boşanmış ya da dullar,
¨ Eğitim düzeyi düşük olanlar,
¨ Yakın geçmişte ayrılık anksiyetesi, yakın yitimi yaşayanlar
¨ Çocuklukta cinsel tacize uğrayanlar,
¨ Ailede yükümlülüğü fazla olanlar,
¨ Kentte yaşayanlar panik atak yönünden daha fazla risk taşırlar.

Hazırlayıcı Etkenler
1. Stres verici yaşam olayları: Hastalar genellikle ilk panik atağını stres verici yaşam olaylarının ertesinde yaşarlar. Hastaların yaşam biçimlerini değiştiren bazı olaylar (bir yerden taşınmak, yakın ölümü, eş ya da sevgiliden ayrılmak) tetikleyici olabilmektedir.
2. Erken dönem yitimleri: Erken çoçukluk dönemlerindeki kayıpların (ebeveynlerin ayrılması, boşanması ya da ölümü vb) panik bozukluğu olan hastalarda daha fazla görüldüğü bildirilmiştir.
3. Ayrılma anksiyetesi ve okul fobisi: Erken dönemde yaşanan ayrılık anksiyetesinin panik ve agorafobi gelişiminde rolü olduğu ileri sürülmektedir.
4. Ebeveyn özellikleri: Yapılan çalışmalarda panik bozukluğunda bulgular ailesel olma özeliğini  kısmen genetik geçişle olduğunu göstermekle  birlikte sosyal çevrenin de önemli etkisi olduğunu anlaşılmıştır.
5. Kişilik özellikleri: Panik hastalarında sıklıkla bağımlılık, kendini öne sürememe, güvensizlik ve obsesyonel olma gibi kişilik özelliklerine rastlanmaktadır.

Araç Tutması, neden oluşur?, tedavisi, önlemler

Tem 7th, 2008 Posted in genel sağlık | no comment »

Tatil hepimizde güzel anılar, dinlence ve keyif çağrıştırır. Yaz tatilinde yaşadığımız mekânlardan

uzaklaşıp Ege ya da Akdeniz kıyılarına atarız kendimizi. Bazılarımız için ise yol araç tutması nedeniyle bitmek bilmez bir işkence haline dönüşüverir. Hep mavi yolculuk yapmak ister ancak deniz tutar korkusuyla cesaret edemeyiz.

Tıpta na hareket hastalığı adı verilmektedir. Öncelikle neden olduğu konusunda bilgi vermek ve neler yapabiliriz konusunda bilgilendirmek tatil öncesinde yola çıkmadan yararlı olacak düşüncesindeyim.

Hareket hastalığı değişik yönlerde ivmelenmeye bağlı gelişen ve ciddi bir hastalık olmamakla birlikte kişiyi rahatsız eden bir bozukluktur. Her yıl iki milyon kişi bu nedenle doktora başvurmaktadır. Bazı kişiler, uçağa, arabaya ve en çok da deniz taşıtlarına bindiklerinde baş dönmesi, mide bulantısı hatta kusmadan yakınırlar. Tıp dilinde bu yakınmaları özetleyen ‘vertigo’ terimi Latince kökenli olup ‘dönmek’ anlamına gelmektedir. Sersemlik, vertigo, hareket hastalığı denge algılarıyla ilgili sorunlardır. Denge duyusu, iç kulak, gözler, derin duyular, kaslar ve eklemler ile merkezi sinir sistemi arasındaki karmaşık ilişki sonucunda oluşur. Hareket hastalığı bulguları merkezi sinir sisteminin diğer sistemlerden birbiri ile çelişen iletiler alması ile ortaya çıkar.

1. Araçta mutlaka gözünüzün hareketi görebileceği bir yere oturmalısınız. Örneğin otomobilde ön koltuğa oturmalı, gemide ufuğa bakmalı ve uçakta mutlaka pencere kenarını tercik etmelisiniz. Uçaklarda kanat üzeri daha az hareket edeceğinden tercih edilebilir.
2. Yola çıkmadan önce sindirilmesi güç ve baharatlı gıdalardan kaçınınız. Yapılan araştırmalar dolu mide ile yola çıkmanın yakınmaları arttırdığını göstermiştir.
3. Ani baş hareketleri denge bozukluğu yaşayan kişilerde hastalığı körükleyecektir. Bu nedenle başınızı sağa ve sola hızla çevirmekten sakınınız. Başı boyun hareketiyle çevirmek yerine vücut ile birlikte dönmeye çalışınız.
4. Hastalığın artmasına neden olabilecek sigara, kafein ve tuz gibi maddelerden uzak durunuz.
5. Yakınmanızı arttırabilecek stres, üzüntü, sinirlenme, alerji gibi etkenlerden korununuz.
6. Yola çıkmadan önce doktorunuzun önereceği mide bulantısını önleyici bir ilaç kullanabilirsiniz.

Araç tutması olan kişilerin yol arkadaşlarına da onları konuşturmamak ve kendilerine bakmak zorunda bırakmamak gibi görevler düşmektedir.

Araç tutması genellikle kişinin kendi kendine yenebileceği bir hastalık olup ileri boyutta yakınması olanlarda doktor tarafından verilebilecek sakinleştirici ilaçların faydası olmaktadır. Yola çıkmadan önce bu önerilere kulak vermeniz tatile daha sağlıklı başlamanızı sağlayacaktır.

kuş gribi nedir?, önlemler, tedavisi

Tem 6th, 2008 Posted in genel sağlık | no comment »

Tıp dilinde Avian Gribi olarak da isimlendirilen Tavuk Vebası ya da son günlerde sıkça duyduğumuz ismi ile Kuş Gribi dünya sağılığını tehdit etmeye devam ediyor. Henüz hastalığın bulaşmasını tamamen önleyecek önlemlerin alınamadığını bildiren uzmanlar, geçmiş yıllarda insanlara bulaşımının olmadığı bu virüsün mutasyona uğrayarak artık insanlar için de ciddi tehlikeler yaratabileceği uyarısında bulunuyorlar.

Dünya üzerinde grip virüsünün birçok çeşidi bulunuyor. Her yıl grip aşısı çalışmalarında çıkan yeni tip virüsler grip aşısının hazırlanmasında önem taşıyor. Dünyada gribe neden olan virüsler genel olarak A,B,C olarak kategorize ediliyor. Değişik karekterde olan bu virüslerden B ve C tipi, insanda grip enfeksiyonuna neden olurken; A tipinin kanatlı hayvanlarda Avian adı verilen bir çeşit gribe neden olduğu bilinmektedir.

Kanatlı hayvanlarda %100 ölüme neden olan bu virüs şimdilerde insan sağlığını da tehdit ediyor. Avian Gribi’nin, normal şartlarda sadece kuşlar ve domuzlarda hastalığa yol açtığı bilinirken, 1997 yılında Hong Kong’da bu virüsün bir serotip’i olan H5N1 adında yeni virüs insanlarda grip salgınına neden oldu. Bu salgında 18 kişinin ağır solunum yolu enfeksiyonu geçirdiği ve bu 18 kişiden 6’sının tedaviye rağmen hayatlarını kaybettikleri açıklandı.

Bu salgın ile birlikte kuşlarda ve domuzlarda %100 ölüme neden olan Kuş Gribi etkeni hakkında yeni araştırmalar yapıldı. Salgına yakalan kişilerde görülen grip etkeninin kanatlı hayvanlarda ölüme kadar götüren virüs etkeni ile oldukça benzer özelliklere sahip oldukları sonucuna varıldı. Ayrıca yapılan araştırmaların sonucunda hastalığa yakalanan kişilerin, kümes hayvanları ve diğer kanatlı hayvanlar ile yakın temas halinde olduğu belirlendi.

O yıllarda kuş gribi ile ilgili birçok araştırma yapıldı. Bu araştırmalardan çıkan diğer bir ilginç sonuç ise Kuş Gribinin-insanlara geçemeyeceği gerçeği üzerine-insanlarda görülen tipinin inanılan şeklinin aksine kanatlı hayvanlardan insana geçtiği ancak bu virüsün hayvanlarda görülen yapısına nazaran mutasyona uğramış olduğuydu.

Günümüzde Asya’yı kasıp kavuran Kuş Gribi’nin, 1997 yılında salgına neden olan H5N1 virüsü ile aynı olduğu laboratuvar testleri ile kanıtlandı.

Japonya, Güney Kore, Vietnam, Tayland, Kamboçya, Tayvan, Endonezya, Pakistan, Laos ve Çin’e yayılan salgın özellikle Asya ülkeleri olmak üzere dünya ülkelerini de yakından ilgilendiriyor. Uzmanlar Asya’da görülen salgının önüne geçilemez ise dünya ülkelerine yayılabileceği uyarısında bulunuyorlar.

Hastalık 6 Şubat 2004 verilerine göre Tayland’da 5, Vietnam’da 13 kişinin ölümüne neden oldu. Hastalık nedeniyle Japonya, Güney Kore, Vietnam, Tayland, Kamboçya, Tayvan, Endonezya, Pakistan, Laos ve Çin’de kümes ve diğer kanatlı hayvanlar itlaf edildi. Bunlara ek olarak Çin Devlet Kalite Denetleme ve Karantina İdaresi tarafından yapılan açıklamada; Vietnam, Japonya ve Güney Kore de dahil bu bölgede varolan ülkelerin canlı kümes hayvanı ile bu hayvanlardan elde edilen yumurta ve tüy gibi yan ürünlerinin ithalatının durdurulduğu bildirildi. Ayrıca kuş gribinden etkilenen bölgelerden gelen posta ve turistlere karşı da önlem alınacağını belirten uzmanlar, bu bölgelerden Çin’e ulaşan hayvanların geri gönderileceği veya itlaf edileceği uyarısında bulundu.

Birleşmiş Millletler sağlık uzmanları, Güney Doğu Asya’da görülen Kuş Gribi salgınının diğer bölgelere de yayılabileceği uyarısında bulunarak kümes hayvanlarına yönelik aşı kampanyaları düzenlenmesini önerdi. Uzmanlar aşının, toplu itlafları tamamlayıcı bir önlem olarak düşünülmesini savunuyorlar. İtalya`nın başkenti Roma`da iki gün süren Kuş Gribi Konferansında konuşan Birleşmiş Millletler Gıda ve Tarım Örgütü Başkanı Jacques Diouf, virüsün kontrol altına alınamadığını açıklarken, virüsün yayılmasını durdurmak için toplumun, uluslararası acil önlemlere ihtiyaç duyduğunu belirtti. Toplantıya katılan uzmanlar, Asya ülkelerinde şüpheli Kuş Gribi vakalarını dünyaya geç bildirdikleri için eleştirildiler.

Uzmanlar, Kuş Gribinden korunmanın, hastalığın salgın boyutunun önlenmesinde oldukça önemli olduğu açıklamasında bulundular. Özellikle kanatlı hayvanlara yakın bulunan çalışanların hijyen kurallarına uymaları, eldiven ve maske gibi ekipmanlarla, gerekli diğer korunma önlemlerini almaları gerektiği ve bu kişilerin Kuş Gribi hakkında bilinçlendirilmesi konusunda hassasiyet gösterilmesi gerektiği uyarısında bulundular.

Şuan Sağlık Bakanlığının açıklamalarına göre ülkemizde söz konusu hastalıkla ilgili her hangi bir problem bulunmamaktadır. Yapılan çalışmalarda hastalığın ülkemiz kanatlı hayvanlarında olmadığı belirlenmiş ve bu durum Uluslararası Salgın Hastalıklar Ofisine de bildirilmiştir.

Ayrıca, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan mevzuatla, hastalığın ülkemizde görülmemesi için, korunma ve mücadele faaliyetleri sürdürülmektedir.

cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma, önlemler

Tem 5th, 2008 Posted in cinsel sağlık | no comment »

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH), özellikle nüfusu kalabalık olan şehirlerde daha önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok çeşitli şehirlerden ve hatta ülkelerden, çeşitli kültürlerden gelen insanların fazlaca yaşadığı yerlerde elbette kaçınılmaz olarak bu tür hastalıklar daha fazla görülür.

Korunma yollarına girmeden önce bu hastalıkların çok kısa bir özetini yapmakta fayda var:
CYBH başlığı altında toplanan hastalıklar hayatı tehdid eden hastalıklar olabileceği gibi (AIDS ve Hepatit B gibi); hayati tehlikesi olmayan ancak kalıcı hasarlar bırakabilen hastalıklar (erkekte ve kadında kısırlığa neden olan enfeksiyonlar, özellikle kadında kalıcı ağrılar ve diğer jinekolojik belirtilere yolaçan enfeksiyonlar) şeklinde; ya da enfeksiyon süresince çok çeşitli belirtilere yolaçan, kişiyi rahatsız eden ve daha sonra giderek hafifleyen seyir izleyecek şekilde olabilir (kadında vajinit ve bazı sistit türleri gibi).

CYBH’ler kadının anatomik özellikleri nedeniyle erkekten kadına daha kolay bulaşırlar. Hayatı tehdid eden enfeksiyonlar hariç, diğerleri genellikle kadınlarda daha kolay kalıcı hasar bırakırlar ve daha şiddetli belirtilere neden olurlar. CYBH’lerin önemli bir kısmı kronik seyirlidir, yani bir kez bulaştıktan sonra hiçbir belirti vermese de vücutta enfeksiyon etmeni yaşamaya devam eder. CYBH’ler arasında virüslere bağlı oluşanlar için henüz kesin etkili bir tedavi şekli geliştirilememiştir.

Tüm bu özellikleri nedeniyle CYBH’ler önemli bir sağlık sorunudur ve bu konuda bilgisi olmayanları daha kolay “vurur”.

Korunma
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bireysel düzeyde korunmanın en etkili yolu hastalık riski taşıyan şüpheli kişilerle (hayat kadınları, hayat kadınlarıyla birlikte olduğu bilinen kişiler, çok sayıda partneri olan ya da olmuş kişiler) ilişkiye girmekten kaçınmaktır.

Ancak unutulmamalıdır ki bariz olarak şüpheli olmayan biriyle beraber olunduğunda da hastalık bulaşabilir. O yüzden ikinci basamak, hakkında bilgi sahibi olunmayan bir kişiyle, ne kadar “temiz” görünürse görünsün, ilişkide prezervatif kullanmaktır.

Prezervatifler arasında lateks yapılı olan ve spermisit içerenler tercih edilmelidir (spermisitlerin aynı zamanda mikroorganizmaları etkisiz hale getirebilme özellikleri de bulunmaktadır). Prezervatif bir kez kullanılmalı ve ilişki sonrası çıkartıldıktan sonra poşete koyularak atılmalı ve eller sabunlu suyla yıkanmalıdır.

Prezervatif kullanımı yıllar boyu erkeklerin tekelinde ve inisiyatifinde kalmıştır. Son yıllarda ise kadınların kullanımına uygun olarak geliştirilen prezervatifler Amerika’da ve bazı Avrupa ülkelerinde kullanılmaya başlanmıştır. Ülkemize de girmiş olan bu ürünlerin çok yakında yaygın olarak kullanılacağını düşünüyorum.

Ne kadar etkili korunma olursa olsun cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından herkes risk altındadır. Bu hastalıkların çoğunda erken tanı ve tedavi hem kişinin sağlığının tekrar oluşturulması, hem de hastalığın daha çok bulaşmasının engellenmesi açısından önemlidir. Her bireyin CYBH grubunda yeralan hastalıkların genel belirtilerini bilmesi ve aşağıdaki belirtilerden bir veya daha fazlası olduğunda çekinmeden doktora başvurması önemlidir.

hallux valgus nedir?, görüntüsü, tedavisi, önlemler

Tem 2nd, 2008 Posted in ayak sağlığı | no comment »

Ayak başparmağınızın başladığı yerde (tarak kemiği ile parmağın başlağı eklemde) şişlik, çıkıntı varsa halluks valgus’unuz var demektir. Kadınların neredeyse % 40 ında bu yakınma vardır. Bu hastalıkta %70 oranında genetik bir eğilim vardır. Genetik olarak 1.-2. tarak kemikleri arasındaki açı fazla olduğunda zamanla başparmak diğer parmaklara yaklaşır ve bu keskin açılanma bir çıkıntı olarak görülür. Genetik eğilimliler dışında uzun yıllar topuklu, sivri burunlu ayakkabı giyenlerde de meydana gelebilir. Bu nedenle bu rahatsızlığı olan her 10 hastadan 9 u kadındır.

Bu çıkıntı ayakkabı içinde sıkışınca ciltte kızarıklık ve ağrı olur. Zaman içinde cilt altındaki “bursa” denilen kesecik su toplar ve ağrı-şişlik artar, yakınmalar daha belirgin hale gelir. Uzun zaman devam eden eklemdeki kötü pozisyon kireçlenmeye neden olur. Bu aşamadan sonra yakınmalar iyice artar, ilaç ve diğer tedavi yöntemleri başarısız olur. Tedavinin kireçlenme başlamadan yapılması, ilerideki tedavi başarısını belirleyen ana faktörlerden biridir.

Başparmak zamanla 2. parmağın altına veya üstüne doğru ilerleyebilir. Bu tür mekanik sorunlara nasırlar eşlik eder.

Bu rahatsızlığa sahip kişilerin büyük kısmı cerrahi olmayan bir biçimde rahatlatılabilir. Öncelikle belirtileri arttıran ayakkabılar bir daha giyilmemelidir. Özellikle dar, sivri burunlu, 5 cm den yüksek topuklu ayakkabılar giyilmemelidir. Ayakkabı alırken başparmak üstünde baskı olmayacak kadar rahat olmalarına dikkat edilmelidir. Ayakkabı içinde başparmak ile 2. parmak arasında makara biçiminde destekler (parmak arası makarası) kullanılması da yardımcıdır. Ağrı kesici ve ödem giderici ilaçlar yakınmaların azaltılmasında yardımcıdır.

Bu tür tedaviler yakınmaları giderir, hastalığın meydana gelmesine neden olan anatomik rahatsızlığı ortadan kaldırmaz. Bu durum yukarıda anlatılan önlemler bırakıldığında yakınmalar devam edecek demektir.

Cerrahi olamayan önlemler sizi tatmin eden bir sonuç vermediyse size cerrahi gerekir denilebilir. Günümüzde cerrahi taleplerinde estetik kaygılar ve moda ayakkabıları giyme zorlukları daha fazla yer almaya başlamışsa da asıl cerrahi kararına aşağıdaki gereksinimlerde varmak daha doğru bir yaklaşım olur.

Günlük aktiviteleri kısıtlayan ağrı.
Uzun süreli, dinlenme ve ilaçla geçmeyen baş parmak şişlik ve kızarıklığı
Yandaki parmağın yönünü değiştirecek kadar yön değişikliği
Baş parmakta sertlik. Bükülme ve esneme zorlukları.
Unutulmamalıdır ki operasyon sonrası ayak numarası asla küçülmez.

Sayfa 1 ve 212»

Lida