varikosel nedir?, kimlerde görülür, etkileri

Tem 6th, 2008 Posted in erkek sağlığı | no comment »

Varikosel testis kanını boşaltan toplar damarlarının genişlemesine verilen isimdir.
Eriskin erkeklerin %25 kadarında varikosel bulunur. Genel olarak varikosel erkeklerde kısırlığın en sık sebebi olarak kabul edilir.
Sıklıkla sol taraf testisinde görülür.
Nadiren sadece sağ tarafta veya her iki tarafta da görülebilir (%10-15).
Sol taraftaki toplar damarın sağdakinden 10 cm daha uzun oluşu, solda daha sık görülmesinin nedenlerinden biri olabilir.|Testislerin üst kısmında-yanda, skrotumun (torbanın) içinde kıvrımlar halinde şişlik hissedilir.
Bazı varikoseller ağrı sebebi olabilirler. Ağrıdan kurtulmak için, testislerin sarkması ve dolayısıyla damarın gerilmesini önlemek gerekir. Bu amaçla, sporcuların kullandığı süspansuvarlar önerilebilir.
Varikosel testise baskı yaparak testis çapının küçülmesine sebep olabilir.
Varikosel hastalığında erkeklerin çocuk yapma kabiliyeti testisteki kan dolaşımının bozulmasına bağlı olarak azalabilir.
Bir çok hasta bu durumdan sonra kısırlık sebebi aranırken saptanır.
Hastalık testis dokusunu ne kadar bozarsa ve testis ne kadar küçülürse çocuk yapma kabiliyeti o kadar azalır. |Varikoselin, sperm üretim yeteneğini bozup bozmadığının araştırılması için tahlil yapılması gerekir. Spermiogram adı verilen tahlil bozukluk derecesine göre ameliyat gerekebilir. |Varikosel için mevcut tek tedavi yöntemi ameliyattır.
Bir kez varikosel tanısı konulursa hastalık mutlaka cerrahi olarak düzeltilmelidir.
Ameliyatda genişlemiş testis toplar damarları bağlanır ve problem ortadan kaldırılır.
Operasyondan sonra varikosel tekrar oluşabilir ve yeni tedaviye gereksinim duyulabilir.

Eğer çocuk sahibi olamama varikosele bağlı ise ve geç kalınmamışsa tedaviden sonra bir kaç ay içinde başarılı sonuçar elde edilebilir.

hormon tedavisi nedir?, kimlere uygulanır?, etkileri

Tem 6th, 2008 Posted in genel sağlık | no comment »

Son yıllara kadar tartışmalar içinde olan konu, uzun süreli izlem verilerinin de belirmesi ile artık genel bir kabul görmüştür. Doğumlar, her ay hızlı bir değişim içinde olan vücudun sorunları, süt verme gibi kadınlar için normal fakat yorucu fonksiyonların sonunda doğa onlara ödül olarak hormon tedavisi ile daha konforlu, sağlıklı bir yaşam sunmaktadır.

Hormon yerine koyma tedavisi’nin (HRT) iki ana amacı vardır ;

  • Östrojen eksikliğine bağlı semptomları gidermek
  • Osteoporoz ve kardiovasküler hastalıklardaki risk artışını önlemek
    HRT, yakınmaların önlenmesi, bulguların iyileştirilmesi ve kemik mineral kaybı ile kalp-damar sistemi hastalıklarının engellenmesi yanında, menopozda cinsel işlev bozukluklarının tedavisi açısından da önemlidir.HRT, ürogenital dokular üzerinde faydalı etkisinin olmasının yanında, şikayetleri azaltması ve uykuyu düzenlemesinin dolaylı bir sonucu olarak, kişinin ruhsal durumunu da düzeltir. Cinsel istekte azalma şikayeti varsa ve diğer faktörlerin etkisinin olmadığı görülüyorsa, HRT’ye androjen eklenmesi düşünülmelidir. Androjenlerin cinsel isteği arttırdığı gösterilmiştir.

    HRT’nin gereksinimlere göre değişik ilaçları ve uygulama yolları vardır, ancak esas östrojen hormonunu yerine koymaktır. Rahmi operasyonla alınmamışlarda doğayı taklit ederek progesteron ile birlikte verilir. Östrojen hormonu çok düşük, kan seviyesini ancak adetin hemen başındaki en az seviyede tutacak dozlarda verilir. Çünkü bu doz yukarıda sayılan yakınmaların hemen tümünün azalmasını veya yok olmasını sağlar. Hormon tedavisi için hiçbir zaman geç değildir. Tedaviye başlamadan önce hekim muayenesi ve onun tanzim edeceği gerekli test ve incelemeler yapılmalı ve hekim tavsiyesi ile kendi vücudu için en uygun dozda ilaç kullanılmalıdır. Bu incelemeler şunları içerir.

  • Jinekolojik muayene
  • Servikal yayma (smear)
  • Enometrial biyopsi
  • Ultrason
  • Hormon analizleri
  • Biyokimyasal analizler ( kan şekeri, kolesterol, karaciğer testleri, vs.)
  • Kemik mineral yoğunluğu ölçümü ( 2 yılda bir )
  • Mammografi ( 2 yılda bir ) Tedavinin 3. , 6. Ayında ve sonrasında yıllık hekim kontrolü ile hem doz ayarlamaları yapılır, hem de riskler en aza indirilmiş olur.Yüksek tansiyon, kalb hastalıkları, varisler, geçirilmiş meme hastalıkları eskiden hormon yerine koyma tedavisini engelliyordu. Oysa günümüzde, araştırma sonuçları bu hastalıklara sahip hanımlarda da gerekli incelemeleri takiben, ve hekim kontrolü altında hormon tedavisinin herhangi bir risk yaratmadan kullanılmasını sağlamıştır.

    Eğer hormon yerine koyma tedavisi yapılmıyor yada yapılamıyorsa, o zaman eksikliğe bağlı olarak gelişen vajinal kuruluk, daralma ve ağrılı ilişkiyi azaltmak ve sağlıklı bir cinsellik yaşamak için kayganlaştırıcı jellerle haftada 2 kez cinsel ilişkide bulunmak vajenin de sağlıklı kalmasını sağlamak açısından yararlıdır. Ayrıca ;

  • B vitamini
  • E vitamini
  • Dengeli beslenme
  • Temizliğe uyma
  • Yeterli hekim kontrolları
  • Uygun egzersizler Cinselliğin sağlıkla ve göreceli olarak yeterli bir şekilde devamına yardımcı olur.
  • kadına yönelik şiddet, kadının ruhsal sağlığı, etkileri

    Tem 6th, 2008 Posted in kadın sağlığı | no comment »

    Şiddet ne olduğunun ötesinde, nasıl temsil edildiğinin sorgulanması gereken ve tam da bu temsil ediliş biçimleri nedeniyle hekimin ilgi alanına giren bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiddetin ne olduğu sorusuna verilecek yanıtlar tartışılabilir açıklamalar olabilirse de, temsil edilişinin insanda gözlenen boyutu sözcüğün kullanım alanları arasında yer alan “bedene zor uygulama”, “bedensel zedelenme”ye neden olma ve “rahatça gelişmesini ya da tamamlanmasını engellemek üzere bazı doğal süreçlere, alışkanlıklara, vb. yersiz kısıtlamalar getirme” tanımları, şiddetin tıp uygulaması içinde gözlenebilir ve ölçülebilir özellikleri olarak ortaya çıkmaktadır.
    Kadına yönelik şiddetin, toplumsal şiddeti yeniden üreten boyutu, toplumsal yansımaları ve bireyin gördüğü zarar olarak iki yönlü etkisi bir halk sağlığı sorunu olarak bu sürecin değerlendirilmesi ve önlemlerinin tartışılmasını zorunlu kılmaktadır.

    Birleşmiş Milletler’in “Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi Bildirisi” kadına yönelik şiddeti “cinsiyete dayalı ve kadınlarda fiziksel, cinsel, psikolojik herhangi bir zarar ve üzüntü sonucunu doğuran veya bu sonucunu doğuran veya bu sonucu doğurmaya yönelik özel yaşamda veya kamu yaşamında gerçekleşebilen her türlü davranış, tehdit, baskı veya özgürlüğün keyfi biçimde engellenmesidir” diye tanımlanmaktadır.

    için yasal önlemler alınması sürecinde tıbbi araştırma sonuçlarının nesnel kriterlere göre değerlendirilmiş olması, şiddetin türü, niteliği ve uygulayıcılarının yanılmaya yer bırakmaksızın saptanması için önem taşımaktadır. Bu sürete düzenlenecek olan adli raporlarda; travma niteliğini aydınlatmaya yönelik olarak tıbbi verilerin yorumlanması gerekmektedir. Yapılan yorumlar ölçülebilir ve sınanabilir olmalıdır. Böylece düzenlenen adli raporların bilimsel niteliği sorgulanabilir ve denetlenebilir.

    Kadınların şiddeti kurumsal düzleme yansıtmadıkları ve belgelenen şiddetin yaşadıkları oranda olmadığı birçok çalışmada bildirilmektedir. Gözlenen bu eksikliğin, şiddetin türü ve toplumsal algılanışı ile ilişkisi önem taşımaktadır.

    Belgelenen şiddet eylemlerinde tüm kadınların ¼’ünün şiddeti bir biçimi ile yaşadığı, bu şiddetin ¾’ünün kadına eşi tarafından yöneltildiği, buna karşın erkeğe yönelik şiddetin 4/5’inin eşi dışında kişilerce ve evin dışında gerçekleştirildiği belirtilmektedir.

    Kadının yoğun olarak şiddetle karşılaşmasının toplumsal sonuçları ağır olmaktadır. Şiddeti yaşayan kadınların çocuklarında istismarın daha yüksek oranda gözlendiği, bu çocukların %85’inin şiddete çocukluk döneminde tanık olduğu ve potansiyel şiddet uygulayıcıları veya kurbanları olarak yetiştikleri bildirilmektedir. Fiziksel ve mental hastalıklarda artışa bağlı olarak kadınların hastane başvurularında artış olması, kendi ve yakın çevresinin yaşam kalitesinin bozulması, üretkenliğinin azalması yaşanan şiddetin toplumsal boyutunun ve toplum içinde sürekliliğinin göstergeleridir.

    Çocukluk ve erişkinlik döneminde şiddete maruz kalma fizik bulguların ötesinde, depresyon, kaygı ve somatizasyon ölçeğinde yüksek değerler, özsaygı yitimi, yüksek intihar girişim oranları, artmış alkol ve madde kullanımı ile kendisini göstermektedir. Şiddete maruz kalan kadınlarda intihar oranının 4-8 kat fazla olduğu bildirilmektedir.

    Şiddete uğrayan kadınların sağlık kuruluşlarına başvurularında şiddeti dile getirmemeleri, başvuru yakınmalarının yorgunluk, baş ağrıları, göğüs ağrıları, sindirim sistemi bozuklukları, nefes darlığı ve pelvik ağrılar gibi somatizasyon belirtileri olması ve şiddetle ilişkilendirmeyi düşünmediğimiz bu yakınmalar ile sağlık kurumlarına başvurmaları şiddetin sessiz kalmasına yol açmaktadır.

    Fizik bulgular ile sağlık kuruluşuna başvuran kadınlarda yaralanmalar en sık baş, yüz, boyun, göğüs ve karın bölgesinde olmaktadır. Eklem yaralanmaları, görme ve işitme bozuklukları, yanıklar, ısırıklar, hematom, kırıklar, kesik ve sıyrıklar, enflamasyonlar, delici alet yaralanmaları, çıkıklar, incinmeler görülebilmekte, şiddet ölümle de sonuçlanabilmektedir. Fizik bulguların varlığında, düzenlenen adli raporda bu bulguların yer alması ve şiddetin belgelenmesi mümkün olabilmektedir.

    Türk Ceza Yasasının 456. Maddesinde yer alan “akli melekelerinde teşevvüş”, psikolojik durumun bozulması sonucu çok sık olarak gözardı edilmektedir.

    Şiddetin iktidar ilişkisinin parçası olduğu koşullarda en ağır hasarın kişinin varoluşuna yönelik olacağı ve psikolojik durumun değerlendirilmesinin önemi unutulmamalıdır.

    Kadına yönelik şiddetin büyük oranda aile içinde gerçekleşmesi ve iktidar ilişkisinin bir parçası olması nedeniyle psikolojik durum ile ilgili klinik tablo belirgin bazı özellikler göstermektedir. Travma sonrası stres bozukluğunun bir alt grubu olarak tanımlanan HIRPALANMIŞ KADIN SENDROMU; erken dönemde şok, reddetme, içe kapanma, konfüzyon, küntleşme, korku ve depresyon bulguları, geç dönemde ise korku, kaygı, yorgunluk, uykusuzluk, yeme bozuklukları, kayıp, ihanet ve umutsuzluk duygusu ile ortaya çıkmaktadır.

    Aile içi şiddet tanısı için uluslar arası standartlarda birçok travma ve istismar ölçekleri hazırlanarak uygulamaya sokulmuştur. Bunlardan en sık kullanılan bazıları, The Conflict Tactics Scale.

    - Çatışma Yöntemleri Ölçeği (CTS) – 1979 Straus, The Psychological Violence Towards Women Inventory – Kadınlara Yönelik Psikolojik Şiddet Envanteri, HITS – (Hurt, Insult, Threaten, Scream) ölçeği, The Abusive Behavior Inventory – İstismar Davranışı Envanteri, Duluth modeli, Domestic Violence Inventory” – Aile içi Şiddet Envanteri, Abuse Assesment Screen (AAS)” – İstismar Belirleme Taraması, Index of Spouse Abuse (ISA) – Eş istismar indeksi, Domestic Violence Scene Assesment Screen (DVSAS)” – Aile içi Şiddet Olay Yeri Belirleme Taraması. Women Abuse Screening Tool (WAST)” – Kadın İstismarı Tarama Aracı olarak sıralanabilir.

    Psikolojik tanı kriterleri olarak; travma yanıtı oluşturabilecek bir stresör varlığı, bir aydan uzun süren psikolojik belirtiler, belirgin algı ve bellek değişiklikleri, en az 3 kaçınma davranışı (Ö. hafıza kaybı, iki farklı kişiliğin oluşumu ve depresyon), En az 2 belirgin aşırı uyarılmışlık davranışı (Ö. Uyku veya yeme bozukluğu, tedirginlik ve artmış irkilme) kullanılmaktadır.

    Başvuru yakınmalarında şiddet tanımlanmasa ve şiddetin fiziksel bulguları saptanamasa bile, somatizasyon (ruhsal bir sıkıntının fiziksel bir yakınma halinde ortaya çıkması) belirtileri olarak değerlendirilebilecek yakınmaların hekimlerce değerlendirilmesi ve psikiyatri konsültasyonunun istenmesi önem taşımaktadır. Şiddetin belgelenmesi ve kadına destek verilebilmesi hem şiddete uğrayan kadın, hem de yansımalarını sıraladığımız toplum için koruyucu ve tedavi edici hekimlik uygulamalarının gerçekleştirilmesini sağlayacaktır.

    su çiçeği hastalığı, oluşum nedenleri, önlem ve tedavileri,etkileri

    Tem 5th, 2008 Posted in çocuk sağlığı | no comment »

    Suçiçeği

    Suçiçeği, varisella- zoster virüsünün yol açtığı döküntülü bir hastalıktır. En sık ilkokul çağındaki çocuklarda görülür, kış sonu ve ilbaharda salgınlar yapar.

    Suçiçeğinin kaşıntılı, su dolu kabarcıklardan oluşan döküntüsü önce gövde ve yüzde başlar, ardından ağız içi dahil olmak üzere tüm vücuda yayılır. Hasta çocukta ateş, iştahsızlık, halsizlik görülür.

    Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Solunum yolu ve yakın temasla bulaşır . Ev içi temasta bulaşma riski % 80-90 ‘dır. Tüm döküntü kabuklanana kadar ( yaklaşık 1 hafta ) bulaşıcıdır. Hasta çocuk 1 hafta sonra okula gidebilir. Hastayla temastan 10-21 gün sonrasında da diğer çocuklarda döküntü başlar. Hasta çocuğun izole edilmesi önemlidir, ancak döküntü başlamadan 1-2 gün öncesinde de bulaşıcı olduğundan diğerlerini tam olarak korumak için yeterli olmayacaktır.

    1 yaşı dolduran çocuklar aşıyla korunabilir.

    Suçiçeği geçirmemiş hamileler, yenidoğan bebekler, bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir hastalığı olanlar suçiçeği ile temastan kaçınmalıdırlar.

    Hastalığın sık görülen ateş, kaşıntı gibi yakınmalarına karşı doktorunuz bazı ilaçlar önerecektir. Özellikle kaşıntının önlenip cilt döküntüsünün iltihaplı yaralara dönüşmesi engellenmelidir.

    erkek doğum kontrol hapları, etkileri

    Tem 5th, 2008 Posted in cinsel sağlık | no comment »

    Erkekler için geliştirilme aşamasında olan doğum kontrol yöntemleri arasında en revaçta olanlar testosteron hormonunun sperm hücreleri üzerindeki etkilerini engelleyerek etki edenler. Bu yöntemlerin sperm hücreleri üzerindeki muhtemel mutajen (”genleri bozucu”) , yöntemlerin insanlarda kullanılabilirliğini henüz engelliyor.

    Ancak fareler üzerinde başka nedenlerle yapılan deneylerde tesadüfen erkeklerde uygulanabilecek yeni bir doğum kontrol yönteminin yolu açıldı: Fareler üzerinde yapılan çalışmalarda vaz deferens adı verilen sperm kanallarının (bu kanallar olgun sperm hücrelerini ana sperm kanallarına ve buradan da depolandıkları yere taşıyan kanalcıklardır) kasılmasını sağlayan bir reseptör (algılayıcı) olduğu saptandı. P2X1 adı verilen bu reseptör (algılayıcı) uyarıldıkça oluşan kasılmalar sayesinde sperm hücreleri aynen bir diş macunu sıkıldığında dışarı macunun boşalması gibi kanalda ilerlerliyorlar. İşte bu reseptörün varlığının saptanmış olması gerçek bir devrim niteliğinde, çünkü bu reseptörü dışarıdan verilen bazı ilaçlarla devre dışı bırakmak teorik olarak mümkün. Bu başarılırsa, vaz deferens kasılamadığından sperm hücreleri kanallarda ilerleyemeyecek ve böylece boşalma olsa bile boşalan sıvının dışarıdan bakıldığında niteliklerinde (renk, miktar) bir değişiklik olmamasına karşın sıvının içinde sperm olmayacak.

    Ayrıca bu reseptörü devre dışı bırakan değil, uyaran bir maddenin bulunması da sperm sayısını artırmaya yardımcı olarak erkek kısırılığının tedavisine yeni bir yol açacak gibi görünüyor.

    Şu anda bu yöntem yalnızca bir teoriden ibaret. Sorun, reseptörün yapısının tümüyle anlaşılması sonrası, bu reseptörü bağlayıp devre dışı bırakacak maddenin bulunmasında. Bu madde de bulunduğunda erkek doğum kontrol hapları bir hayal olmaktan çıkacak.

    Sayfa 1 ve 212»

    Lida