saç kepeklenmesi nedir?, neyden kaynaklanır?, çözümü

Tem 6th, 2008 Posted in saç bakımı | no comment »
Saç diplerinde kepeklenmeler, televizyon reklamlarından tanıdığımız Neşe Hanım’da olduğu gibi pek çok insanda doğal yapının bir parçası olarak, değişik oranlarda bulunabilir. Bu kepekler, ince un kepeği görünüşündedir, yapışık olmadıkları için de kolayca dökülür, saçılırlar. Kimin kepekli, kimin kepeksiz olması gerektiğine nasıl karar verildiği veya başka bir deyişle olayın nedeni belli değildir. Kişisel yatkınlığın üzerine bazı bakteriler ve özellikle de mantarlar suçlanır. İlişki kesin ispatlanamamış olmakla birlikte tedavide mantar ilaçları sıklıkla iyi etki yaparlar. Bazen psikolojik gerginlikler, başın kapalı kalması veya basit tahrişler de arttırıcı etki yapabilir. Şampuan, saç kremi, jöle, briyantin vb. kozmetik ürünlerin özel bir arttırıcı etkisi yoktur. Saçlar yıkandıktan sonra iyi durulamamak da kepek nedeni değildir. Bu tip kepeklenmenin koyu renk elbiseler üzerindeki pasaklı görünümü dışında bir zararı yoktur. Kesin ve köklü olarak tedavi edilemese de özel kepek şampuanları ve losyonları ile uzun süre kepeksiz kalınması sağlanabilir. Bu ilaçlar, çok uzun süre kullanılırlarsa etkinlikleri azalabilir. Bu nedenle Deri Hastalıkları Uzmanınızın önereceği zamanlarda değiştirilmeleri yararlı olacaktır.

Bunun dışında, saç diplerinde kepeklenme ile kendini gösteren çok sayıda hastalık vardır ve basit kepeklenme ile de karışabilirler. Saç diplerindeki deri, bu bölgeyi tutan hastalıkların çoğunda diğer belirtilere ek olarak kepek oluşumu da yapar. Bu grupta mantar hastalıkları, diğer bazı mikropların neden olduğu kaşıntılı, kepekli durumlar, egzemalar, sedef hastalığı, seboreik dermatit (Türkçe adı yok malesef), hatta bitlenme dahi sayılabilir. İyi ve ilgili bir deri hastalıkları uzmanı görünüşte birbirine benzeyen bu hastalıklar arasından doğru tanıyı seçip uygun tedaviyi ayarlayacaktır.

erkeklerde ereksiyon sorunu,sebebi, çözümü

Tem 6th, 2008 Posted in erkek sağlığı | no comment »

Erkeklerde Ereksiyon Sorunu Ve TedavisiBaşarısızlıkların birbirini kovalaması üzerine, bu kez, kadın kuşkuya kapıla­caktır. Bu durumda, cinsel ilişki arala­rında “tabu” bir konu haline gelecektir. Kadınla erkek arasında yavaş yavaş bir suskunluk belirecektir. Aşka yabancı ko nularda bile, bildirişim ortadan kalka­caktır. Aile havası bozulacak, ama eşler­den hiçbiri bunun cinsel nedenlere da­yandığını kabul etmeğe yanaşmayacak­tır. Bu durumda, anlaşmazlık sürüp gi­decektir.
Güçsüzlük çoğu kez, otoriter bir anne eğitiminin sonuçlarına bağlıdır. Masters ve Johnson buna tipik bir örnek olarak, üç yıllık bir güçsüzlükten sonra, Saint Louis’de tedavi edilen 34 yaşındaki bir erkeğin durumunu gösterirler. Bu erkek, çocukluğunda bütünüyle annesinin buyruğu altında yaşamıştı. Ailede kararları anne almakta, harcamaları yapmakta, evin düzeni için gerekli her şeyle ilgilen mekteydi. Baba ise, pısırık, sessiz, içine kapanık bir kişiydi. Annesi izm vermedi ği için çocukluğunda spor yapamamıştı. Bu erkek 28 yaşında, bir sigorta şirketin­de çalışırken, tıpkı annesi gibi otoriter bir genç dula aşık olur ve evlenir. O za­mana kadar hiç cinsel ilişkide bulunma­dığı için, sevişmeyi karısından öğrenir. Cinsel birleşme sıklığını da kadın diledi­ği gibi ayarlar. Kocasını sık sık birleşme­ye zorlar. Geçmişi kendisine bir karşılaş tırma yapma olanağı vermediğinden, er­kek önceleri karısını doyurmaya çaba gösterir. Bir yıllık bir evlilikten sonra, yorgunluk duymaya başlar. Ancak yor­gunluk kanısının kendisini aşağılaması­na yol açar. Bu durumda erkek bir fahi­şeyle birleşmeyi dener. Ama penisi yine sertleşmez. Bu durumda güçsüzlüğün nedeni annenin ve karının baskıcı tutu­mudur.
Bunun gibi çok otoriter bir baba da oğ­lunda onun cinsel mutluluğuna zarar ve rebilecek bir güvensizlik duygusunun doğmasına yol açabilir. Gerçekte, bir çocuğun uyumlu psikolojik gelişimi an­ne babanın birbirine karşı uygunsuz davranmasıyla bozulmaya başlar. Mas­ters ve Johnson bu konuda baba baskısı­na şu tipik olayı örnek verirler: ikincil güçsüzlüğe yakalanmış 39 yaşındaki bir erkek Saint Louis kliniğine başvurur. Ço cukluğu, başarılı bir işadamı olan bir ba bayla kültürlü ve yetkin bir ev kadını ol­makla yetinen bir annenin yanında geç­miştir. Babasının evlilik dışı ilişkileri ol­muştur. Baba oğlundan okulda, sporda ve daha sonra, mesleğinde parlak başa­rılar elde etmesini istemiştir.Çocuğun cinsel yaşamı 20 yaşına kadar normal sürmüştür. Sonra evlenmiş ve üç çocuk sahibi olmuştur.On yıl kadar bir zaman boyunca, meslek yaşamı hep başarısızlıklarla geçmiştir.Çekingen olduğundan ve kendine güveni bulunmadığından, en küçük bir tersliği fırsat bilip işinden ayrılmış ve başka bir iş aramıştır. Sonun da babasının işletmesine girmiştir. Ama babası kısa zamanda yeteneksizliğini yüzüne vurmuştur. Bu durum cinsel etkin­liğini de etkilemiştir. Cinsel birleşme sı­rasında, babasının haksız davranışı aklı­na gelmeye ve cinsel heyecanını söndür meye başlamıştır. Böylece kişiliğiyle kendisini ezmiş olan başarılı ve ulaşıl­maz bir babaya karşı duyulan derin nef­ret ve aşırı sevgi cinsel güçsüzlüğe yol açmıştır.
Masters ve Johnson’un hastalarından 26′ sı geçmişlerinde dinsel ilkelere aşırı bağ lılık göstermeleri yüzünden güçsüzlük belirtileriyle karşılaşmışlardır. Bu erkek­ler önceden hiç bir cinsel denemede bu­lunmadan evlenmişlerdir. Cinsiyeti ya­sak ve tiksinti verici bir konu olarak de­ğerlendiren bu hastaların bir kısmı birin­cil güçsüzlük belirtileri göstermekteydi. Bir kısmında ise, evlilik başlangıçta ta­buları yıkmış ve cinsel etkinliği kolaylaştırarak cinsel mutluluk getirmiştir,bu­nunla birlikte,birkaç ay sonra bu erkek­ler yeniden eski sıkıntılarıyla karşı karşı­ya kalmışlardır. Yeniden su yüzeyine çı­kan “günah” kavramı kendisiyle birlikte güçsüzlük belirtilerini de getirmiştir. Bir süre sonra bilinçaltı cinsel birleşmeyi reddetmeğe başlamıştır. Güçsüzlüğü belirleyen şöyle bir durum da söz konusu olabilir: 20 yaşındayken genç ve bakire bir kızla evlenen bir er­kek, daha önce flört etmemiş ve mastürbasyon da yapmamıştır. Kendisi de karı­sı da cinsiyet sözcüğünün bile kötü kar­şılandığı bir ortamda yetişmişlerdir. Er­kek kadın vücudunu hiç tanımamakta­dır. Bununla birlikte, iki kez fahişelerle ilişkide bulunmayı denemiştir. İlkinde, kadın kendisine tahta perdeyle çevrili bir avluda birleşmeyi teklif edince, utanmış birleşmeden kaçmıştır. İkincisinde, bir başka fahişe kendisine prezervatif verince nasıl kullanacağını bilememiştir. Kadın prezervatifi penise kendisi takmayi deneyince genç erkekte doğal olarak erken boşalma olmuştur. Erkek bunun üzerine hiç bir zaman normal cinsel davranışta bulunamayacağı kaygısına kapıl­mıştır. Evliliğinin ilk on ayı içinde de ya­rı güçsüzlük belirtileri ortaya çıkmıştır. Zaman zaman karısıyla cinsel ilişkide bulunmakla birlikte, cinsel ilişki hep ikinci planda kalmıştır. Erkeğe güvensiz lik egemen olmuş, cinsel yönden doyu­rulmayan kadın ise çocuklarına yönel­miş ve içine kapanmıştır. İkincil güçsüzlük gençliklerinde homo­seksüel ilişkilerde bulunmuş olan erkek­lerde de görülebilir. En ciddi durumlar,sapıklık olarak gördükleri heteroseksüel ilişkilerden kaçmak için evlenmeyenlerin durumlarıdır. Bazıları ise evlenmeyi moral denge sağlamanın çaresi olarak görürler. Ama buna karşılık, bir kadınla ilk temastan itibaren güçsüzlükleri orta­ya çıkanların çoğu bu ikinci türe girer. Bazıları başlangıçta gerçek bir sevgi üze rine kurulmuş sakin bir evlilik yaşamı sürdürmeyi ve kanlarıyla uyumlu cinsel ilişkilerde bulunmayı başarırlar. Ancak daha sonraki yıllarda, bastırabileceklerini sandıklarını bir takım eğilimlerin belirdiğini görürler. Bu homoseksüel eğilim­ler yüzünden, bazen bir başka erkek için ölçüsüz bir tutku başgösterir, bunun ilk sonucu kadınlara karşı ilginin bütünüyle ortadan kalkması olur. Erkek bu durumda ikiye bölünür ve yeni eğilimlerini karısından gizlemek için “çift cinsel yaşam” sürmeyi dener. Ka­dın çok geçmeden kocasının cinsel ye­tersizliğini fark eder. Erkek ise hetero­seksüel ilişkileri bir zorlama kabul etti­ğinden güçsüzlüğü gitgide ilerler. Bu gibi güçsüzler gençliklerinde homo­seksüel etkinlikte bulunmuşlar ancak da ha sonra bu etkinlik hızla kaybolmuş­tur. Gençliklerinde kızlara karşı koruyu­cu bir “ağabey” tutumu takınmışlardır. Kalp hastalıklarından, aşırı ilâç kullan­maktan, genel bir enfeksiyondan, iç salgıbezi bozukluğundan ya da şeker has­talığından gelen cinsel güçsüzlükler de vardır. Ciddi bir araştırmayla bunların nedenleri bulunabilir. Doktor uygun te­davi yolunu bundan sonra seçer. Bununla birlikte, sadece fizyolojik görünüşlü bazı güçsüzlüklerin ruhsal yapının derinliklerlne kök salmış bir yürek darlığının dış belirtileri olabileceğini de akıldan uzak tutmamak gerekir.Aşırı yorgunluk çoğu kez cinsel yorgunluğa yol açar: Bu durumda alkolden yardım ummak cinselgüçsizlüğü daha da çoğaltır.

rahim kanseri nedir?, sebepleri, çözümü

Tem 6th, 2008 Posted in kadın sağlığı | no comment »

Rahim Kanseri
Kadınlarda en sık görülen üreme organı kanserleri nelerdir ? Kadın üreme organı kanserlerinden en sık görülenleri rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanserleridir.

Rahim kanseri belirtileri nelerdir ? Adet kanamasının miktarında artma, Adet kanamasının sık ya da düzensiz olması, Adetler arasında lekelenmeler, Adetten kesilme sonrası (menapoz) görülen kanamalarda diğer nedenlerin yanında rahim kanserinden de şüphelenilir.

Rahim kanseri yönünden özellikle dikkat etmesi gerekenler kimlerdir ?

50 yaş üzerindeki kadınlar, Doğum yapmamış kadınlar, Şişman olanlar, Yüksek tansiyonu olanlar, Şeker hastalığı olanlar, Ailesinde meme ve barsak kanseri olanlar

Rahim ağzı kanserinin belirtileri nelerdir ?

Cinsel ilşki sonrası kanama, Adet dışı kanama, Kanlı akıntı, Pis ve kötü kokulu akıntı, Bel ve kasık ağrısı olan kadınlarda diğer nedenlerin yanında rahim ağzı kanserinden de şüphelenilir.

Rahim ağzı kanseri yönünden özellikle dikkat etmesi gerekenler kimlerdir ?

Erken evlenenler, Cinsel hayata erken başlayanlar, Vücud ve dış üreme organları temizliğine dikkat etmeyenler, Çok doğum yapanlar

Smir testi (yayma) nedir ?

Smir testi rahim ağzında sonradan kansere dönüşebilecek herhangi bir değişikliğin olup olmadığını gösteren erken tanı testidir. Rahim ağzı kanseri erken tanı konursa kesinlikle tedavi edilebilen bir kanser türüdür. Başlangıçta hiçbir belirti vermediğinden sadece smir testi yardımıyla tanı konulabilir.

Smir testi bütün kadınlarda yapılması gerekli olan bir test midir ?

Her yaşta kanser öncesi belirtiler olabilir. Bu nedenle bu testin her kadın için yaşamsal bir önemi vardır. En az üç yılda bir bu testi yaptırmanız gerekir.

Smir testi nasıl yapılır ?

Kanamanızın olmadığı bir zamanda rahim ağzındaki salgıdan çok az miktarda alınarak bir cama yayılır. Bu, araştırılmak üzere laboratuara gönderilir. Muayene ve bu işlem esnasında hiçbir acı hissedilmez.

Smir testini nerelerde yaptırabilirim ?

Bu testi kanamanızın olmadığı günlerde Doğumevleri veya hastanelerin Kadın Doğum Kliniklerinde yaptırabilirsiniz.

kaşıntı nedir?, kaşıntı sebepleri, çözümü

Tem 2nd, 2008 Posted in cilt hastalıkları | no comment »

Kaşıntı, bir hastalık değil bir bulgudur. Tüm kaşıntıları ciddiye alıp nedenini bulmaya çalışmak gerekir.

Kaşıntı hissi, alt deri üst derinin birleşimindeki serbest sinir ucu ağlarının aktivasyonu sonucu meydana gelir. Bu aktivasyon, histamin, bazı peptid ürünleri, opioid peptidler gibi medyatörler tarafından gerçekleştirilir.

Kaşıntının ağırlık derecesi kişiden kişiye değişiklikler gösterebilir.

· Gergin ve huzursuz şahıslar, duygusal yönden daha kimselere göre kaşıntıdan daha fazla şikayet ederler

· Uykunun birinci ve ikinci devresinde kaşıntı daha çok artar

· Çevresel nedenler kaşıntıyı arttırabilir

· Deri sıcaklığındaki yükselme, örneğin sıcak banyo kaşıntıyı arttırabilir

· Derinin neminin azalması ile ortaya çıkan kurulukta kaşıntı artar

· Aşırı nem de bazı kişilerde kaşıntı yapabilir.

Kaşıntı, bölgesel olabileceği gibi bütün vücut derisinde genel de olabilir. Örneğin liken planus ve seboroik ekzama gibi cilt hastalıklarında kaşıntı bölgeseldir.

Bir kısım cilt hastalığı vücutta yaygın olarak yerleşmesine rağmen ,bazı cilt alanlarında daha yoğun bir şekilde yerleşir ve kaşıntı kendini daha yoğun bölgesel olarak hissettirir. Uyuz hastalığı bu duruma bir örnektir.


Lida