hidrosel nedir?, teşhisi, tedavisi, çözümler

Tem 6th, 2008 Posted in erkek sağlığı | no comment »

Hidrosel terimi Yunanca hydro: su, ve cele: tümör kelimelerinden gelir. Testiste hidrosel, testisi saran kılıfta sıvı toplanmasıyla oluşur. Normal olarak kılıfta sadece testisi kayganlaştıracak kadar sıvı bulunur. Bu miktarın artmasının nedeni, vücudun ya çok fazla sıvı üretmesi veya yeterince sıvıyı emmemesidir.

Belirtiler : Skrotumda yumuşak, genellikle ağrısız şişkinlik.

Hidroseller skrotumda çok görülen kitlelerdendir, tek veya her iki testisde de görülebilir. Her yaşta görülebilirse de yaşlı erkeklerde daha yaygındır.

Teşhis

Hidroseli tümör veya diğer şişliklerden ayrılabilmek için doktor, şiş bölgeyi dikkatle inceler ve büyük ihtimalle skrotuma bir ışık tutar. şişkinlik sebebi hidrosel ise ışığı geçirir. Ağrısız bir ultrasonografi muayenesi de uygulanabilir.

Hidrosel tehlikeli değildir. Skrotumun çok şişmesi nedeniyle fazla rahatsızlık vermiyorsa, tedavi gerektirmez.

Tedavi-Ameliyat

Hidrosel tedavi gerektiriyorsa, ameliyat gereklidir. Sıvı bir iğne ve şırınga ile de çekilebilir (aspire etmek). Bu yöntem çok basittir, ama sıvı yeniden birikeceği için çok ender uygulanır. Ayrıca iğne ile boşaltma, enfeksiyon bulaştırmak tehlikesi nedeniyle risklidir. Aspirasyon sadece, ameliyatın tehlike oluşturduğu hastalara uygulanır.

Fazla Pronasyon Düz Taban, bulgular, çözümler

Tem 2nd, 2008 Posted in ayak sağlığı | no comment »

Düz taban, fazla pronosyonAyak ve bacak rahatsızlığının en büyük nedenlerden biri fazla pronasyondan kaynaklanır (excessive pronation).Ayak yere bastıkça tabanın çökmesi (pronation) normaldir.Fazla pronasyonda taban düzleşir, çöker ve yumuşak doku esner.

Bu olay eklemlerin doğal olmayan açılarda çalışmalarına neden olur.Bu olduğu zaman, sabit olMası gereken eklemler artık gevşek ve esnek olacaktır.

İlk önce, fazla pronasyon yorgunluğa yol açar.Problem arttıkça problem çoğalır, kaslar gerilir, tendonlar, ve ligamentler ayakta va alt bacak’ta kalıcı sorunlar ve deformasyonlar oluşturur.

FAZLA PRONASYONUN GÖRÜNTÜSÜ

1.Ayaktayken, topuklar içeriye doğru döner.
2.Ayaktayken, bir veya iki diz kapağınız içe doğru bakar.
3.Düz taban veya hallux Valgus gibi kondisyonlar oluşabilir
.
4.Diz ağrısı oluşabilir spor yaparken.Dizdeki ağrılar istirahat halindeyken yavaşça azalır.
5.Ayakkabınızın tabanı ve topukları anormal bir şekilde bozulur.

FAZLA PRONASYONUN SEMPTOMLARI

Ayakta fazla pronasyon kendini değişik yollarla gösterir.Kişinin hayat tarzına göre değişik sorunlar ortaya çıkar:

1.Hallux Abducto Valgus (baş parmağın ekleminde çıkıntı)
2.Hallux Rigidus (hareketsiz baş parmak)
3.Taban ağrısı
4.Topuk ağrısı (plantar fasciitis)
5.Metatarsalgia (ayağın ön kısmında ağrı)
6.Bilek burkmaları
7.Shin splints (bacağın ön kısmında ağrı)
8.Achilles Tendonitis (Aşil tendonunda enflamasyon)
9.Diz ağrısı
10.Nasır
11.Düz Taban
12.Çekiç parmaklar

FAZLA PRONASYONUN NEDENLERİ

Fazla pronasyon biomekanik bozukluktan kaynaklanır . Bu durum tabanlıklarla kontrol edilebilinir.

Dental implant nedir?, çözümler

Haz 28th, 2008 Posted in ağız ve diş sağlığı | no comment »

Diş eksikliklerini ortadan kaldırarak estetik ve fonksiyonun hastaya yeniden iadesi konvansiyonel protetik yaklaşımlarla oldukça başarılı bir şekilde yürütülmektedir. Ancak alışılmış protetik tedavilerin uygulanamayacağı bireylerde alternatif olarak dental implant sistemi düşünülmektedir. İmplant kelime anlamı olarak; tedavi amacıyla vücut içerisine ve canlı dokulara cansız maddelerin yerleştirilmesini ifade etmektedir. Dental implantlar ise, kemiğin içine, üzerine veya mukozaya yerleştirilen ve dişin yerini tutması amaçlanan yapılardır. Günümüzde kullanılan implantlar genel olarak metal olup en sık kullanılan metal alaşımları saf titanyum ve titanyum-aliminyum-vanadyum alaşımlarından oluşmaktadır. Titanyum vücuda yerleştirildikten sonra biyolojik sistem ile yüksek uyumu saptanmış bir materyaldir. Saf titanyumun yüzeyi çeşitli maddeler ile( TPS, HA, Laser ve asit uygulama) kaplanarak materyalin yüzey alanı genişletilmekte ve kemik doku iyileşmesi iyi düzeye getirilmeye çalışılmaktadır.

Dental implantlar kemiğin içine yerleştirilmekte ve osseointegre olmaktadır. Osseointegrasyon canlı kemik ile yükü taşıyan implant yüzeyi arasındaki yapısal ve fonksiyonel direkt birleşme anlamına gelmektedir. Osseointegrasyon kavramı ile ilgili kapsamlı çalışmalar 1960 yılında başlamış ve günümüze kadar hız kazanarak devam etmiştir.

Dental implant hangi durumlarda uygulanabilir?

Dental implant yaş ve cinsiyet ayrımı olmaksızın bazı özel durumlar dışında tüm bireylerde uygulanabilmektedir.alışılmış protetik tedavi ile sonuç alınamayan vakalarda rahatlıkla önerilebilen bir yöntemdir. Dental implant;

· Protetik tedavi türleri ile tutuculuk sağlanamayan tam dişsiz hastalar

· Hareketli protez kullanamayan yarı dişsiz hastalar

· Protez stabilitesini bozan ağız alışkanlıkları olan hastalar

· Protetik tedaviye bağlı dişeti rahatsızlıkları ve kemik erimesi gösteren hastalar

· Kusma refleksi olan hastalar

· Endodontik ve cerrahi yöntemler ile tedavi edilemeyen dişlerin çekimi sonrası

· Tek diş eksiklikleri

· Tek taraflı dişsiz sonlanan ağızlar

· Doğal dişlerin konum ve sayı açısından sabit protez ayağı olarak yeterli olmadığı ağızlar

· 16 yaşından büyük çocuklarda ortodontik ankraj alınması amacıyla, kullanılmaktadır.

Dental implant hangi durumlarda uygulanamamalıdır?

Dental implant tedavisinin kesinlikle uygulanmaması gereken hastalar;

· Yüksek dozda radyasyon gören hastalar

· Psikiyatrik problemli hastalar

· Hematolojik sistem bozukluğu olan hastalardır

Dental implant uygulamasının dikkatle yapılması gereken durumlar ise;

· Sert, yumuşak doku patolojileri (ağızda kistik ve tümöral lezyonlar)

· İlaç, alkol, tütün çiğneme alışkanlığı

· Kronik ve kontrol altında olmayan diabet

· Kontrol altında olmayan yüksek tansiyon

· Kötü ağız hijyeni

· Enfeksiyon şüphesi

· Osteopöröz tanısı konmuş 45 yaş üstü bayan hastalar

Dental implant uygulamasında yaş sınırı var mıdır?

Dental implant uygulaması çene kemiği gelişimi büyük oranda tamamlanmış bireylerde uygulanmalıdır. Bu nedenle uygulamada alt yaş sınırı 18 olup, herhangi bir üst yaş sınırı bulunmamaktadır. Ancak, yaşın ilerlemesi ile beraber kemik dokusu sertleşmekte ve bu durum öncelikle ameliyatı zorlaştırmakta takiben iyileşme süresini uzatmaktadır. Yaşın ilerlemesi ile beraber diabet, hipertansiyon ve benzer sistemik sağlık sorunlarının da oluşacağını göz önünde tutmak gereklidir.

Dental implant uygulamasının avantajları nelerdir?

· Dental implant uygulaması ile sadece diş eksikliğine yönelik bir tedavi sunulmakta ve komşu dişlerin kesilmesi ile oluşturulan köprü protezler uygulanmamaktadır. Böylece diş eksikliğine komşu bölgelerdeki sağlıklı dişlere zarar verilmemektedir.

· Daha estetik bir görünüm sunmaktadır

· Daha fonksiyonel bir protez sağlamaktadır.

· Biyolojik doku uyumu diğer protezlerle karşılaştırıldığında tartışmasız daha iyidir..

· Çene kemiğinizde asla kaybetmeyeceğiniz bir diş kökünüz olurJ)

Dental implant uygulamasının dezavantajları nelerdir?

· Diğer protez alternatifleriyle kıyaslandığında tedavinin ilk maliyeti daha yüksektir.

· Dental implant uygulaması lokal anestezi altında minör cerrahi işlem gerektirmektedir.

· Bekleme süresi diğer protetik tedavilerden daha uzundur.

Operasyon öncesinde yapılması gerekli tetkikler nelerdir?

Hastaya implant uygulamaya karar verilirken dikkatli bir muayene ve hazırlık dönemi geçirilmesi gerekir. Dikkatli bir değerlendirme yapmadan verilen kararlar oldukça masraflı olan bu çalışmalarda yüz güldürücü sonuç alınmamasına neden olur. İşlem öncesinde hastanın genel sağlığı konusunda detaylı bilgi edinilmesi oldukça önemlidir. Hastanın kontrol altında olan- olmayan tüm hastalıkları, kullandığı ilaçlar, ilaç alerjileri,sinüs problemleri, travma hikayesi, eklem problemleri, ağız hijyeni ve diş ilişkileri detaylı bir şekilde değerlendirilmelidir. Yapılan ağız içi muayeneyi takiben panoromik radyografi ve gerekli olması halinde CT, volumetrik tomogrofi ve dentascan üzerinde implantın komşu dokularla ilişkisi ve kemik yoğunluğu değerlendirilmelidir. Takiben hekimin gerekli görmes halinde teşhis modelleri ve splintler hazırlanmalıdır.

Dental implant nasıl uygulanır?

İmplant operasyonu öncesinde lokal anestezi uygulanır. Ancak, çok sayıda implant yerleşimine eşlik eden ek operasyonlar varlığında sedasyon ve genel anestezi seçenekleri de değerlendirilebilir. Anestezi elde edilmesini takiben implant yerleştirilecek bölge insize edilir, yani dişeti aralanarak kemiğe ulaşılır. Uygulanan implant sisteminin önerdiği sıra ile kemikte daha önceden belirlenen çap ve uzunlukta yuva açılır. İmplant vidalama sistemi ile yerleştirilir. Dişeti örtülerek gerekli dikişler atılır ve hastanın ağzı temizlenir.

Operasyondan sonra dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

· Operasyondan sonra ağzınıza yerleştirilen tamponu yarım saat süre ile sıkıca ısırınız. Çıkardıktan sonra yerine başka bir tampon koymayınız.

· Tamponun çıkarılmasını takiben sızıntı şeklinde kanama olması normaldir. Kanı tükürmeyiniz. Ancak sizi çok rahatsız etmesi halinde soğuk su ile ağzınızı çalkalayınız. Bu şekilde kanamanın 48 saat kadar sürmesi normaldir.

· Operasyonu takip eden 2 saat boyunca herhangi bir şey yiyip içmeyiniz. Dikişler alınana kadar mümkün olduğunca ılık ve yumuşak gıdalar ile besleniniz.

· Sigara ve alkol kullanımını operasyonu takip eden 48 saat içerisinde önemli oranda azaltınız.

· Operasyondan sonra yüzünüzde şişlik ve ciltte renk değişimi olması normaldir. Şişliği engellemek mümkün olmamak ile birlikte azaltmak amacıyla ilk 48 saat buz uygulayınız. Buz kompresi 10 dk uygulayıp yüzünüzü 10 dk kadar dinlendiriniz ve uygulamaya bu şekilde devam ediniz. Operasyonu takiben 3. gün içerisinde hekimizin önerisi doğrultusunda oluşan şişliği azaltmak amacıyla nemli sıcak kompres uygulayınız.

· İyileşme süresince implanta baskı gelmemesi önemlidir. Bu nedenle travmadan uzak tutunuz.

· Reçete edilen ilaçlarınızı hekiminizin tavsiye edeceği şekilde kullanınız.

· Dikişler operasyonu takip eden 7. günde alınmalıdr.

· Acil bir durum varlığında hekiminiz ile irtibata geçiniz.

Operasyon sonrası karşılaşılabilecek komplikasyonlar nelerdir?

Dental implant uygulaması minör veya orta düzeyde bir cerrahi işlemdir. Her cerrahi işlemde olduğu gibi dental implant uygulaması sırasında ve/veya sonrasında komplikasyonlar ile karşılaşılması olasıdır. Bu komplikasyonlar kısaca;

· Çevredeki anatomik oluşumlara geçici/kalıcı hasar verilmesi( çene fraktürü, sinüs perforasyonu ve implantın sinüs içine yer değişimi, sinir zedelenmeleri, arter ve ven zedelenmeleri)

· İmplantın yerleştirilmesi sırasında yapılan yanlış uygulamalar( dizayn ve planlama hataları, implant yuvasının oluşturulmasında hatalar, implantın çene kemiğine gereğinden az veya daha çok gömülmesi, uygun boyutun seçilmemesi, açılama hataları)

· İmplant sisteminin alt parçalarına ait hatalar( frez veya yuva açıcılarda hata)

· Hatalı protez konumlandırılması, hatalı yükleme

· Erken veya geç enfeksiyon

· Estetik uyumsuzluklar

Operasyon sonrası bekleme süresi ne kadar olmalıdır?

Dental implant uygulamaları amacıyla çok sayıda sistem geliştirilmekte ve kullanılmaktadır. Bu sistemler operasyonu takiben hemen implant üst yapısı yani protezinin yapılması gibi erken yükleme seçeneklerinden, 4 aya kadar beklemeyi gerektiren geç yükleme seçeneklerine kadar geniş bir spektrum sunmaktadır. Ancak sistemin önerisi kadar hastanın kemik yapısı, implantın alt veya üst çeneye yerleştirilmiş olması, hastanın yaşı, biyomateryal( suni kemik ve membran) kullanımı, diş çekimini takiben uygulama yapılması, enfeksiyon varlığı, hastanın yara iyileşmesini geciktiren hastalıklarının olması gibi faktörlerde etkili olmaktadır. Bu nedenle implant yerleşimini takiben 1. ve 2. aylarda radyografik takip yapılmakta ve genel olarak 2 veya 3. aylarda üst yapı yerleştirilmektedir.

Dental implantın başarısız olma olasılığı nedir?

Dental implant uygulamasına yetkisi olan bir hekim tarafından steril koşullarda yapılması, hastanın titiz bir şekilde değerlendirilmesi, gerekli tetkik ve incelemelerin, ön hazırlıkların yapılması, protez uzmanının rehberliğinde planlama yapılması, atravmatik cerrahi işlemi takiben hastanın ilaçları düzenli kullanması halinde başarısız olma olasılığı oldukça azdır.


Diş çekimini takiben hemen dental implant yapılabilir mi?

İdeal dental implant uygulaması diş çekimini takiben ilgili bölgede kemiğin gelişimi sonunda yapılmalıdır. Ancak, bazı özel durumlarda gerekli önlemlerin alınması halinde diş çekimini takiben hemen veya birkaç gün içerisinde dental implant uygulaması yapılabilir.

Operasyonu takiben hemen protetik restorasyonlar yapılabilir mi?

İdeal olarak çene kemiği ile dental implantın tamamen kaynaşması sonunda protetik restorasyonlar yapılmalıdır. Ancak bazı özel vakalarda geçici protez uygulaması ve daimi protezlerin erkenden yapılması mümkündür.

Diabet ve dental implant

Günümüz dişhekimliğinde implant uygulamaları birçok vakada rutin olarak kullanılmaktadır. İmplant öncesinde alınacak hasta bilgisinde hastanın sistemik durumu ile ilgili edinilen veriler ışığında tedavi planlaması yapılmaktadır. En sık karşılaşılan hastalıklardan birisi de diyabet yani şeker hastalığıdır.

Diabetes Mellitus, kronik hiperglisemi ve lipit karbonhidrat metabolizmasının bozulması ile karakterize yaygın bir endokrin hastalıktır. Diabetes mellitus’ta kanda glikoz seviyesi yükselmiştir ve glikozun idrara geçmesi söz konusudur. Hastalığa yol açan esas kusur insülin eksikliğidir. Diyabet zaman içinde küçük damarları etkilemekte ve beslenme bozukluklarına yol açmaktadır. İyi beslenemeyen dişetlerinde iltihap oluşumu kolaylaşır ve zor iyileşir. Kan şekeri yüksekliği bakterilere karşı savunmayı ve iyileşmeyi güçleştiren diğer bir faktördür. Sonuçta diyabetlilerde ağız içinde çeşitli sorunların çıkmasına neden olan birden fazla faktör bulunur ve zamanında müdahale edilmeyen dişeti enfeksiyonları ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Ağız içindeki enfeksiyonlar şeker kontrolünü güçleştirebilir ve bu durum bir kısır döngü halini alır. Ancak, günümüze kadar yapılan araştırmalar diyabetin kontrol altına alındığı vakalarda implant için olumsuz bir sonuç oluşmadığını göstermektedir.


Osteoporoz ve dental implant

Osteoporoz kemik kitlesinin azalması, kemik mikroyapısının bozulması ve kırık riski artışı ile tanımlanan bir tablodur. Osteoporozda en fazla kırık omurga, kalça ve bilek kemiklerinde görülmektedir. Osteoporoz başlıca iki sınıfa ayrılmaktadır. Bunlar;

· Primer osteoporoz: Kadınlarda menapoz sonrası ve kadın ve erkeklerde yaşlanmayla birlikte görülebilir. Tip 1 ve 2 olarak ikiye ayrılmaktadır. Tip 1 65 yaşın altında oluşurken el bileği ve omurga kırıkları ile karakterizedir. Genellikle menopoz sonrası kadınlarda görülür. Tip 2 osteoporoz ise 75 yaşın üstünde görülür, kalça kırıkları ile karakterizedir.

· Sekonder osteoporoz ise çeşitli hastalıklar, cerrahi işlemler ve ilaç kullanımı sonrasında gelişir.

Günümüzde kemik mineral yoğunluğu( KMY) ölçümü, kırık riskinin tek ve ayırıcı tanısıdır. Bu amaçla, kantitatif ultrasonografi, dual enerji X-ışını absorbsiyometri (DEXA) ve kantitatif bilgisayarlı tomografi kullanılmaktadır. KMY ölçümü yapılan alandaki kemik mineral yoğunluğunu göstermekte ve bunu gr/cm2 birimiyle tanımlamaktadır. Ölçüm için ideal iskelet sistemi bölgeleri kemik döngüsünün en yüksek olduğu yerler, yani trabeküllü kemik yapılarıdır. En yaygın ölçüm yapılan iskelet kemikleri lomber vertebra, proksimal femur ve distal radiyus gibi periferik kemiklerdir.

Osteoporozun özellikle implantoloji alanında dikkat çekmesi total kemik kütlesindeki azalma, yapısal ve fonksiyonel bozuklukla karakterize bir kemik hastalığı olmasından dolayıdır. Osteoporoz, kemik şekillendirme kapasitesinin değişimi; örneğin kemik yapımında azalma ve kemik erimesinin sabit kalması sonucu oluşur. Diş implantları ile ilgili olarak kemiğin rejenerasyon kapasitesinin bozulması diş implantları çevresindeki kemiğin iyileşmesini azaltabilir, böylelikle implant tedavisini etkileyebilir.
Klinik çalışmalar incelendiğinde, genel olarak şiddetli osteoporoz hastalarında bile osseointegrasyonun sağlanması ve devamlılığında sağlıklı bireylere yakın başarı oranları rapor edilmiştir. Bunun sonucu olarak, osteoporozun çene kemiklerine etkisinin iskelet kemiklerine etkisinden daha az olduğu söylenebilmektedir.


Lida